SINIRDA YAŞAMLAR
        Sınır Kişilik Bozukluğu

Dr. Gül Çörüş – Klinik Psikolog – gulcorus@yahoo.com

“Yalnız kendi kendisini kanıtlayabiliyor, tüm
düşmanları anında alt ediyor onu, ama yalanlayarak
değil  (o yalanlanamaz!) kendilerini kanıtlayarak.”

                                           Aforizmalar, Kafka 

Kimi öyküler vardır, bilinmezden gelirler... Uzaktırlar... Hani, “şahit değiliz” diye dinginlik aranırken bu dehşet öykülerinin soluksuzluğunda, ıraksı kahramanlar da olmayız pek, eğer öykü ortası ya da sonu kurtarıcılarından biri olmaya niyet edecek olursak... Hangi öyküler mi bunlar? Biri, sınırda yaşamlar olabilir belki... 

 Kişilik bozukluklarının en güç tablolarından biri olan sınır kişilik bozukluğu, dengesiz kişilerarası ilişkiler, zayıf kendilik imajı, inişli çıkışlı duygulanım ve baskın bir içtepisellik ile karakterizedir sade bir tarifle. Tüm kişilik bozukluları arasında ortalama bir değerle yarıya yakın sıklıktaki tanı grubunu oluşturur sınır kişilik bozukluğu. Bozukluk, ilk tarif bulduğu günden bu yana, danışanın olduğu kadar, danışmanın da zorlu tedavi yolculuğuna işaret eder. Zira, sınırda yaşamlar, sergiledikleri tipik davranış biçimleriyle terapi odasında biricik amacı yardım olan terapistin sınırlarını -tıpkı kendi yaşamlarının her safhasında ortaya çıktığı gibi- fazlasıyla zorlar. Çünkü, onların öyküsü hiç’likten gelir... Çünkü onların öyküsü var’lığı arar... Öykü ne mi? Beraber bakalım isterseniz:

  • Erken çocuklukta kendilerini sarıp sarmalaması beklenen aile bağları, sınır vak’alar için, yazık ki, cinsel, fiziksel ve/veya duygusal örselenme kaynağı halini alır. Bu da, yaşamlarının her evresinde (ve tabii ki terapi odasında) güveni tekrar tekrar sınamalarına yol açar. Annenin deprese ve istikrarsız davrandığı, babanın ise ağır karakter problemleri sergilediği ve ortalarda pek görünmediği bozuk işlevli aile yapısı, çocuk için derin bir kayıp yaşantısı demektir. İşte, bu nedenle, terapi odasının sınırdaki yetişkini, olağanüstü bir ihtimam, yakınlık ve destek arayışı içindedir. Bu bağımlı ilişki yapısı, kendisi için bir yandan koza görevi yüklenirken, diğer yandan da özgürlüğüne duyduğu özlem ve gerçekdışı taleplerinin imkansızlığını sezme gücü ile öfke düzeyini yükseltir ve aynı zamanda, kimsenin onu anlamadığını düşündüğü bir dünyada bir başına bırakır. Bu hal, içinde sürüklenip durduğu, hiç bir ilişkinin onu dolduramayacağını hissettiği süregen boşluk duygusunu beslemeye devam eder. 
     
  • Yaralarını onaracağını zannetiği bağımlı davranış örüntüsünde kaybolan sınırdaki danışan, hayal kırıklığına uğradığı her noktada reddi provake edecek tutumlar ortaya koyar, öfkesi bir kez daha tetiklenir ve terapistini bir anda değersiz kılar. Zira, terapi ilişkisi de, tıpkı diğer ilişkileri gibi, dengesiz, yoğun ve fırtınalıdır. Yaşamında önem verdiği kişileri, terapistine benzer şekilde, bir yandan yüceltirken, diğer yandan da içinde bocaladığı çalkantılara bağlı olarak birden bire değersizleştirebilir.
     
  • Çocukluğundan itibaren yüzleştiği kayıp yaşantıları onu terk konusunda aşırı hassas hale getirir. Terkin kendisinden öte, terk ihtimalinin belirmesi dahi, dünyasının şiddetle karışmasına, iniş çıkışlı hal ve hareketlerini artmasına, daha da acısı, kendisini yaralayıcı, incitici davranışlarda bulunmasına yeter nedendir. İşte, bu dönemde, intihar düşüncelerinin ve girişimlerinin ortaya çıkması şaşırtıcı olmaz. Ancak, bu davranışının ardında, diğer tüm davranışlarında olduğu gibi, manuplatif davranma arzusuyla ilgili dürtülerden söz etmek mümkündür. 
     
  • Duygu-durum bozuklukluklarında görüldüğü üzere mizaçta kuvvetli değişimlerin meydana gelmesi, madde kullanımının yoğunluğu, takıntılı cinsel eylemlerinin varlığı, aşırı davranışlar sergilemesi (dikkatsiz araç kullanma, kumar, basit hırsızlıklar, fazla para harcama v.b.), yeme bozukluklarının ortaya çıkması, ve travma sonrası stres bozukluğunun tipik belirtilerinden olan bellek ile ilgili problemlerin (örn. flashbacks-geçmiş sekansların kontroldışı hatıra gelmesi) tabloya eklenmesi sınırda yaşamların diğer belirgin özellikleri arasındadır. 
     
  • Bozuk işlevli bir aile ortamında büyüyen çocuk, burada yüzleştiği yüzlerce çözümsüz sorun karşısında, kişilik çözülmeleri yaşayabilir. Bu çözülmeler, söz konusu çözümsüz problemlerin ortak çaresi haline dönüşebilir. Karşılaştığı her çatışma ortamı artık, onun kendi ana kimliğinde orada bulunmadığı bir kişilik halini alabilir. Ayrımlaşan kimliklerden ilki, mesela, okul yaşamında başarılı bir öğrenci, ikincisi iyi bir sporcu, üçüncüsü intikam hisleriyle dolu bir karakter, dördüncüsü cinsel cazibesini öne çıkaran bir kadın ya da erkek, beşincisi inançlarına bağlı yaşayan, sürekli dua eden bir dindar olabilir. Böylelikle, yetiştiği aile ortamının çelişen tüm değerlerini,  bölünen kimlikleri sayesinde herhangi bir çatışmaya yer bırakmaksızın, içselleştirebilir. Çözülen kimlikler, çoğul kişilik bozukluğuna benzer şekilde, kendilik imajı, iş tercihleri, cinsel kimlik, uzun vadeli amaçlar, arkadaşlık bağları ve sahip olunan değerler gibi alanlara yayılmakla birlikte, çoğul kişilik bozukluğundan farklı olarak, birbirlerinden habersiz tabiatta değildir. Yine de vak’a kim olduğunu, ne düşüneceğini,  seçimlerinin neler olabileceğini, hatta dini inançlarının ne olması gerektiğini bilmiyormuş gibi hissedebilir.    

Özetle, pek çok sınır vak’anın aile yapısında şu ortak özellikler göze çarpar:

  • emniyetten uzak (istismar edici, tehditkar ve dengesiz)
  • yoksunluklarla dolu  (bakım, itina ve ihtimam göstermeyen)
  • ağır cezalandırıcı (istikrarsız ve görülemez kurallarla dolu)
  • hükum altına alıcı (çocuğun normal gereksinimlerini ve hislerini ifade etmesine dahi ilgi göstermeyen, hatta ceza veren)

İşte, öykünün önemli bir kısmıdır buraya kadar ifade bulan özellikler... Peki, tedavide dikkat edilmesi gereken unsurlar nelerdir? Bu sorunun yanıtı, çözülme bozuklukları ya da travma sonrası stres bozukluğunda izlenen tedavi yöntemlerinin burada da geçerli olduğu şeklinde özetlenebilir. Bir başka ifadeyle, 

  • farklı ego hallerine ait duygu, düşünce ve davranışların entegre edilerek, hafızada sürekliliğin sağlanması,  
  • bozuk işlev gösteren içtepisel ve duygusal davranışlar yerine, düşünmeyi esas alan davranış biçimlerinin oluşturulması,
  • terapi süresince uygun duygu ifadelerinin çalışılması, aynı zamanda da, kendini-sakinleştirme (gevşeme) tekniklerinin üzerinden geçilmesi,
  • haklı gereksinimlerini karşılayabilmek üzere gerekli olan uygun davranış şekillerinin ve kişisel sınırlarına ilişkin tarifin tekrarlı olarak gözden geçirilmesi,
  • sağlıklı bir yetişkin tutumunun kazanılabilmesinde terapistin model görevi üstlenmesi,  

psikoterapi sürecinin başlıca ilkeleri arasında sayılabilir. Olası bilişsel müdahalelerin ana dayanak noktası, “Dünya tehlikeli bir yerdir ve beni incitecektir”, “Benim bu dünyada ne gücüm var ki?”, “Ümitisiz bir vak’ayım”, “Her şey ya iyidir ya da kötü; ya hep şahane gider ya da tümden biter” gibi akıldışı inançlara odaklanması işlevsel olacaktır. Bunun yanı sıra,

  • danışanın gereksinimlerini ve duygularını takdir etmek,
  • onun adına problem çözmekten kaçınmak,
  • davranışlarında görülen ufak değişimleri dahi kuvvetle ödüllendirmek,
  • ebeveynin kusurlarından ebeveynin reddine dek uzanan bir süreci önemle gözden geçirmek,
  • sürekli kendini suçlama ya da damgalama eğilimini azaltabilmek,
  • danışanı, farklı kimlikleri arasındaki geçişleri fark etmesini sağlayacak yönde güçlendirmek ve bu geçişlerin nerelere denk düştüğünü beraberce çözümlemeye çalışmak,
  • terapide başarısızlık gösterdiği noktaları birlikte tahlil etmek,
  • cezalandırıcı ebeveynine hakkında neler söylemek istediği sorusunu boş sandalye tekniği kullanarak canlandırmak,
  • hataları kabul edebilme ve kendisine ya da diğerlerine ait olan yanlışları affedebilme gücü üzerinde durmak,

diğer önemli terapi odaklarıdır. Ancak, bu odak noktalarının canlılık kazanabilmesi için aşağıdaki maddelerin de gözden geçirilmesi beklenir: 

  • danışan ile dış ortam uygulamaları konusunda fikirbirliğine varılır
  • seanslar sırasında ortaya çıkması olası olan istismar nitelikli davranışları gözden geçirilir
  • danışanın terapiyi ani olarak yarıda bırakma kararı vermesi halinde, son bir seansa daha gelmesi konusunda önceden anlaşma sağlanır ve bu süre boyunca “intihar yok” kontratı kurulur
  • kaçırılan seanslara ilişkin gerekli düzenlemeler yapılandırılır (örn. olağanüstü haller dışında kalan son dakika iptallerin ya da gecikmeli başlayan seansların ücretinin ödenmesi gibi)
  • danışandan çevresine zarar verecek herhangi davranışta bulunmadan önce terapistini arayacağına dair söz alınır
  • hastane yatışının gerekmesi halinde bu kararın danışan-danışman görüşmesi sonucunda alınması, aksi halde, tedavinin güven ve devamlılık ilkelerinin sarsılacağı husuu net olarak ifade bulur

Evet! Kimi öyküler vardır, aramızdan gelirler... Yakındırlar... Hani, “şahidiz” diye dinginlik aranırken bu dehşet öykülerinin soluksuzluğunda, ıraksı kahramanlar da olmayız pek, eğer öykü başı ya da ortası kurtarıcılarından biri olmaya niyet edecek olursak... Hangi öyküler mi bunlar? Biri, sınırda yaşamlar olabilir belki... 

 

“İnsanların birlikteliği şuna dayanır: İnsan, kendi varlığının gücüyle

aslında kendi içlerinde yadsınamaz olan başkalarını yadsıyormuş gibi

görünür; bu da o insanlar için tatlı ve rahatlatıcı, ama gerçeklikten,

ve dolayısıyla da süreklilikten hep yoksundur.”

 

Aforizmalar, Kafka