|
BEN YALNIZCA KENDİMİ SEVİYORUM
Dr. Gül
Çörüş – Klinik Psikolog -
gulcorus@yahoo.com
Ölü bir
canın ölü ırmağında kendisine bakması,
anlatılan olaydan çok, kendi kişiliği ile ilgilidir.
Mitalogya, Edith Hamilton
Yüreğinden yaraladığı kızlardan biri, bir gün tanrılara yakararak
Narkissos’un cezalandırılmasını istedi. “Başkalarını sevmeyen kendini
sevsin” dedi yüce tanrılar. Ve yakışıklı mı yakışıklı ama bir o kadar da
katı yürekli olan delikanlının cezalandırılması işini, adı haklı öfke
demek olan Nemesis’e bıraktılar. Nemesis’in görevini yerine getirmesi
uzun sürmedi. Susayıp da duru bir pınara eğilince Narkissos, suda kendi
yüzünü gördü. “Başkaları benim yüzümden ne acılar çekmiş şimdi
anlıyorum” dedi. “Kendime karşı olan sevgimle yanıyorum ben. Suda
yansıyan bu güzelliğe nasıl erişebilirim? O güzelliği bırakamam da.
Yalnız ölüm kurtarır beni.” Böylece su kıyısında eridi gitti Narkissos.
Canı ölüler ırmağını geçerken, suya eğildi, son bir kez baktı yüzüne.
Eridiği yerde güzel, yepyeni bir çiçek açtı. Sevgilileri adıyla andılar
onu, Narkissos (nergis çiçeği) dediler (Hamilton, 1996, s.61-62).
İşte o
gün bu gündür kendine sevgi (öz-sevi, narsisizm) insanın vazgeçilmezi
oldu. Hatta, öz-sevide ortaya çıkabilecek her zaafiyet de varlığımızın
tehdidi. Çünkü öz-sevi vasıflarının önemli bir kısmı egoyu diğerlerinin
ona verebileceği zararlardan korumak üzere gelişir. Ancak, bu vasıfların
aşırı güçlemesi, sürecin narsisistik kişilik bozukluğuna doğru
seyretmesi demektir.
Annenin
dünyasında biricik olan bebek, sınır gözetmez. Bu da kendisini aşırı
güçlü hissetmesine, herşeye hakim olduğu duygusuna kapılmasına yol açar.
Bir kurama göre 18. aydan itibaren anneden bağımsızlaşmaya başlayan
bebek, ihtiyaçlarına eskisi kadar hassas yanıtlar alamazsa, narsisistik
kişilik bozukluğu geliştirecektir. Bir başka kuram ise egonun
diğerlerinden bağımsızlaşma evresinde çocukluğa dek yaşantılanan
istismar ve travma süreçlerini esas alır. Zira, kurama göre, istismar ve
travma yaşantılarının fazlalığı, bir başka ifadeyle erken çocukluğun
narsisistik kırılmaları, yetişkinlik yaşlarının narsisistik kişilik
bozukluğuna zemin hazırlar.
Büyük
ve güçlü olma tutkusu, artmış takdir görme arzusu, yetki sahibi olma
isteği, empati yoksunluğu narsisistik karakterin baş belirleyicileridir.
Bu özellikler ilk yetişkinlik dönemiyle birlikte baskın hale gelmeye
başlar. Narsist, diğerlerine güvenmekte her zaman için şüphecidir.
Ancak, gerçek olsun ya da olmasın, diğerlerinin onun yeteneğini,
güzelliğini, parlaklığını ve başarısını takdir etmesi şarttır.
Diğerlerinin onu çevreleyen varlıkları, sadece ona olan övgüleri
getireceği için önemlidir. Aksi halde, bir anlamları yoktur zaten.
Gerçekte ise narsist, son derece kırılgan bir kendilik kavramına
sahiptir. O kadar ki, yaşam içindeki değeri ancak ve ancak diğerleri onu
takdir ettiğinde, ona sürekli ihtimam gösterdiğinde ortaya çıkar. Bu
gerçekleşmediği zaman mutsuz, kendisini hiç’likte kaybetmiş, değer
yoksunu bir insan canlısı çıkar ortaya.
Temel
düşünce süreçleri aşağıdaki önermeleri esas aldığından, terapi
odalarının bir diğer zorlu karakteridir. Tabii, terapiye gereksinim
duyarsa...
-
Ben
özel biriyim
-
Özel olduğum için pek çok ayrıcalığım var. O halde, bana özel
davranılmalı.
-
Diğer insanlar için geçerli olan kurallar bana uygulanamaz.
-
Tanınma, övgü ve takdir çok önemlidir.
-
Eğer diğerleri benim ne kadar özel bir insan olduğumu görüp,
kurallarımı takdir edip, ona göre davranmıyorlarsa,
cezalandırırlırlar.
-
Diğerleri benim tüm gereksinimlerimi yerine getirmeli. Bu onların
temel görevi zaten.
-
Diğerleri benim ne kadar özel biri olduğumu anlamalı.
-
Bana mevkiime göre davranılmamasına tahammül edemem.
-
Diğerleri istedikleri takdir ve maddiyatı o zavallı halleriyle
sağlayamazlar ki.
-
İnsanların beni eleştirme hakları yoktur.
-
Hiç
kimsenin ihtiyacı benimkinden daha önemli olamaz.
-
Ben
bu kadar yetenekli olduğuma göre, yeteneksiz bir sürü adam çekip
gitmelidir ki, önüm açılsın.
-
Sadece benim kadar parlak, zeki, üstün olanlar beni anlayabilir.
-
Büyük şeyler hayal etmek için gereken her nedene sahibim.
Tıpkı,
yukarıda anılan önermelerde olduğu gibi, kurduğu sayısız sosyal ilişki
de onun narsisistik zaafiyetlerini örtmek için vardır. Bu zaafiyetleri
gidermek için değişken bir ahlak anlayışı benimser. Zira, bu değişkenlik
sayesinde her ortamda beslenebilmesi mümkündür. Bu nedenle de
anlaşılması, çözümlenmesi, alaka kurulması zor kişilerdir. Kendilerinden
başka kimse ile gerçek bir bağ kuramayan, kendileri ile olan
ilişkilerini de son derece sağlıksız bir zeminde yapılandıran bu
yetişkin çocuklar için yaşam, gerçekliğe dokunmaktan çok uzaktır.
Dostluklar veya romantik ilişkiler ancak onları beslediği ya da
hedeflerine ulaşmada yardımcı olduğu için vardır. Narsistin içinde kopan
fırtına aslında ne kadar aşağılık hissettiğine dairdir. Ancak,
dışarıdaki bir kişinin bunu görebilmesi adeta imkansızdır. Çünkü, bu
bilgi narsistin kendisine dahi yabancıdır. Dünyaya başka bir kendilik
sunar. Aşağılık duygusunu besleyen bir diğer kanal da dişe dokunur bir
başarı elde etme, ideal bir aşk yaşama, amaçsızca varolan yüzeysel
alakalarını anlamlı kılma gibi ucu bucağı belirsiz hayalleri vardır.
Diğerlerini üzerine aldığı işleri gerçekleştirmede araç olarak
kullandığı gibi, o işlerden elde edilen tüm başarıyı da kendisine mal
eder. Eğer iş hayatı, narsisizmini düzenli destekleyen araçlardan
biriyse, diğer kişilik bozukluklarına kıyasla iş yaşamında daha başarılı
olur. Yalan narsist tutumunun vazgeçilmez özelliğidir. Kendisi hakkında
verdiği tüm bilgi, bir aldatmaca olabilir. Kendilik algısı başkalarının
konuşma, hareket ve düşüncelerinin çarpıtılmış anlamları üzerine oturur.
Kendisine inanılmaz bir saygı gösterildiğini ve sevgi duyulduğunu
zanneder. Başarılarını yaydıkça yayar, övgü ve iddia haline çevirirler.
Yaptıklarını tarihsel kimlikler ile karşılaştırır, onlara benzer
yanlarını önemle vurgularlar. Fikirlerine katılmayan kimseleri ise
şiddetle yerer ve eleştirirler. Narsist kişinin kendisini Tanrı ile
kıyaslaması da şaşırtıcı olmaz.
Bilgi
ve kararlılığı ile çevresini etkilemeye çalışmasına rağmen, bilgisi ıvır
zıvır denilebilecek bir yapıya denk düşer. Dizi kahramanları, popüler
mekanlar, kıyafet markaları detayları atlamamak narsisizmini beslediği
gibi, bu konular hakkında fikir sahibi olmak onun için bilginin ne’liği
sorusuna da cevaptır. Muhtemelen, bu noktada en büyük hüznü öncelikle
felsefeye ve sonrasında da onun kıymetli çocuklarından biri olarak
ontolojiye bırakmak gerekir.
Fikirleri nadiren orjinaldir. Yetki kullanması gerektiği bir anda,
kendisini tarihsel kimliklerden birinin sözleriyle desteklemeye çalışır.
Ancak, ileti sözleri, o kimliğin ağzından çıkan kelimeler ve kastteddiği
içerik ile nadiren tutarlılık gösterir. Zira, sözleri ya da kapsamı
kendine uyacak şekilde çevrimler. Pek çok kişi onun bu vasıflar ile
bulunduğu mevkiiye nasıl ulaştığını anlayamaz ve halen orada bulunabilme
becerisini çözemez. Oysa bu soruların cevabı, diğerlerinin belki de
böylesi bir olumsuz çevrimleme gücüne sahip olamayışı olabilir, ki sözü
edilen çevrimlemelerden yoksun bir dünyanın çok daha keyifli bir yer
olabileceği de aşikardır.
Narsistin üstleri ile arası dengelidir. Çünkü, onlar kendisini
anlayabilecek olan biricik kaynaktır. Onlar onun ulaşmak istediği yerin
temsilcileridir. Astları içinse tam bir kabustur narsist. Çünkü
kendisini yetenekleri, donanımı, vasıfları ile onların yegane öğrenme
kaynağı ya da görüp görebilecekleri ilk ve son nimet olarak niteler. En
iyi doktor, yönetici, avukat... kendisidir ve bu iddiasının
sınanabileceği her ortamdan kaçar. O tektir. Özeldir. Kimse onun gibi
olamaz. Ona yaklaşamaz bile. Herkesin bir kusur vardır. O ise bunları
çoktan aşmıştır. O halde, bu özellikleri saygı görmelidir, takdir
edilmelidir, övgüye layık bulunmalıdır. Dikkat dahilinde değil, dikkat
odağında olmalıdır. İstediğini alamadığı zaman aklı hemen karışır. Biri
onu hayal kırıklığına uğratacak olursa, o kişiyi gözünde
değersizleştiriverir.
Empati
yoksunluğu onun insanlara iş gören nesneler gibi yaklaşmasına neden
olur. O insanlardır ki, duyguları ve ihtiyaçları yoktur.
Sömürülebilirler. Bunun için pek az suçluluk ya da üzüntü duyar.
Eleştirilmesi halinde öz-severliği fazlasıyla incinir. Bunu dışarı belli
etmez ama eleştiri onun en zayıf noktasıdır. Buradan da anlaşılacağı
üzere duyguları vardır. Ancak, onlarla diğer insanların kurduğu bağı
geliştiremez. Duyguları o kadar bastırılmıştır ki, davranışlarında
bilinçli bir oynamaz hale dönüşmüştür. Ancak, bilinçaltı ifade yoksunu
bu duyguların oyun alanıdır ve her davranışını adeta bu oyun alanı
belirler.
Öz-severliğine gelen her darbe karşısında kendisini boş, anlamsız ve
rezil hisseder. Maalesef, bunun intikamını alır. Her koşulda
öz-severliğini savunacak bir hilesi, hor gören bir duruşu ve bir karşı
atağı vardır. Bu ifadeden de anlaşıldığı üzere yüksek nörotisizm ve dışa
dönüklük ile düşük vicdani gelişim ve fikri açıklık geliştiren
narsistler, yazık ki, günümüz dünyasının her daim kazanan adeta ideal
karakteridir. Sıradanlığın korkunç olarak algılandığı bu sıradan ve özde
zayıf insanların karşısında izlenebilecek önemli yollardan biri de,
diğerlerinin sıradan olmayanlar dünyasına ilişkin aynayı ellerinden
bırakmamalarında yatar. Eğer ki, zamanı ve dünyayı buna layık
görüyorsak... |