|
Derin Sular, Sığ Dalgalanmalar:
Takıntılı-Zorlantılı Kişilik Bozukluğu
Dr. Gül
Çörüş – Klinik Psikolog –
gulcorus@yahoo.com
Ben
sana mecburum
Bilemezsin...
“Ben Sana
Mecburum”, Atilla İlhan
Düzen,
mükemmeliyetçilik, artmış zihinsel kontrol ve kişilerarası ilişkilerde
katılık ile karakterize olan takıntılı-zorlantılı kişilik bozukluğu,
kafasındakini her ne pahasına olursa olsun yapma arzusunun dışında kalan
konularda herkes kadar rahat davranabilme özelliği gösterir. Genellikle
ilk yetişkinlik evresinde tanılanan bozukluğun ana tanı kriterleri
şunlardır:
·
Detaylar, kurallar, listeler, düzenlemeler, organizasyonlar, ana amacın
içinde kaybolduğu programlar ile örülü bir yaşam
·
Kişisel
olarak öngördüğü şartlar yerine gelmediği zaman bitmek bilmez hale gelen
işlerde beliren mükemmeliyetçilik anlayışı
·
Boş
zaman faaliyetlerini ve dostlukları geri plana atan işe adanmış bir
hayat (buradaki temel neden ekonomik kaygıdan ziyade nasıl
vazgeçebileceğini bilememektir)
·
Aşırı
vicdanlı, hak yemeyen, ahlak, etik ve kişisel değerler konusunda
fazlasıyla katı bir yaşam felsefesi
·
Artık
herhangi bir duygusal değeri kalmamış olsa bile bir sürü ufak tefek şeyi
sürekli koruma isteği
·
Onun
belirttiği şekilde çalışılmayacaksa şayet diğerleri ile ortak bir iş
yapmada duyulan isteksizlik
·
Kendisi
ve diğerlerini fazlasıyla yoran bir para harcama tarzı (para,
genellikle, gelecek felaketlerden onu koruyabilecek bir araç olarak
görüldüğü için istifleme tercih edilir)
Peki,
nedir bu belirtilerin ardındaki kişilik yapısı, biraz da buna bakalım:
·
Yüksek
Düzeyde Nörotisizm:
Süregen
olumsuz duygular içinde yaşar. Bu duyguların başlıcaları anksiyete,
korku, gerginlik, sinirlilik, öfke, üzüntü, ümitsizlik, suçluluk hissi,
utanç, yeme-içme, para harcama gibi güdüsel özellikleri kontrol güçlüğü,
akılcı olmayan tutumlar (gerçekle bağdaşmayan, mükemmeliyetçilik odaklı
beklentiler), kötümserlik, tıbbi mesnedi saptanamayan hastalık
takıntıları, çaresizlik hissine bağlı gelişen diğerlerinin duygusal
desteğine ve karar verme gücüne bağımlılık olarak sayılabilir.
·
Yüksek
Düzeyde Dışadönüklük:
Aşırı
konuşma, kişisel sınırları, sosyal ilişki özelliklerini bilememe, hemen
yakınlık kurma, yalnız zaman geçirememe, artmış dikkat çekme çabası ve
buna bağlı olarak duyguların abartılı ifadesi, riskli heyacan arayışı,
diğerlerini uygunsuz şekilde yönetme ve kontrol etme ile karakterize bir
dışadönüklük söz konusudur.
·
Yüksek
Düzeyde Telkine Açıklık:
Fantazi
ve hayallare dalıp gitme, pratik davranmada güçlük çekme, tuhaf
inanışlara sahip olma (mesela hayaletlere, öldükten sonra tekrar dünyaya
geleceğine, uzaydan gelen cisimlere inanma), karışık bir kimlik
geliştirme ve değişken hedefler edinme (mesela ani bir kararla farklı
dini gruplara katılma), kötü rüyalardan anlamlar çıkarma ve değişen
bilinç halleri içinde yaşama, sosyal uyumsuzluk gösterme.
·
Yüksek
Düzeyde Uyguculuk:
Kolay
aldanma (insan ayırd etmeksizin diğerlerine güven duyma), aşırı verici
olma, kendisi ile zedelenmiş bir bağ kurma, diğerlerine katılmadığı
zaman kendi fikirlerini savunmada güçlük çekme.
·
Yüksek
Düzeyde Vicdani Sorumlukluk:
Başarıya tutkunluk (eşini, ailesini, sosyal ilişkilerini boşlarcasına
işine sarılma), temizlik, düzen, detaylara dikkat gibi konularında
takıntılı davranma, zaman zaman işleri bir yana bırakarak dinlenmeye
vakit ayıramayacak kadar katı bir öz-disiplin, içinden geldiği gibi
davranabilme becerisinden yoksunluk, ahlaki davranmaya aşırı önem verme
(ki bu vasfı sosyal ilişkilerini olduğu kadar özel dostluklarını ve
cinsel yaşamını çatışmalı bir hale sokar)
Başarı,
diğerlerinden saygı görme, kontrol, düzen, sorumluluk, kurallar,
detaylar, doğruları, en iyisini bilme ve yapma takıntısı, kendini ve
diğerlerini kuralları için zorlama, eleştirel tavır, diğerlerinin
performansını sürekli değerlendirme, yönetme, hiç bir şeyi onaylamama,
cezalandırma, mükemmeliyetçi bakış açısı gibi özellikler takıntılı-zorlantılı
kişilik bozukluğu gösteren kişinin yaşam avantajları gibi görülebilir.
Ancak, bu özellikler aynı zamanda, başarısızlık korkusu, saygıyı
yitirme, mükemmele ulaşamama, kontrolü kaybetme, çaresiz ve öfkeli
hissetme, hiç bir şey yapamaz hale gelme, yetersiz, zayıf, organize
olamayan bir hale düşme, performans kayıpları ve hatalar ile yüzleşme,
standartın altında bir verimlilik düzeyi ile yetinme gibi sonuçların da
kaynağıdır. O halde, temelde şu hatalı düşünme biçimlerinin değişmesi
gerekir:
·
Kendimden ve diğerlerinden tümüyle ben sorumluyum
·
Bütün
bu işler sonuçlanana dek kendimi bırakmamalıyım
·
Diğerleri sorumsuz, ben-merkezli ve yetersizdir
·
Herşeyin en iyisini yapmalıyım
·
Bir işi
iyi yapmam için düzen, sistem ve kurallar olmalıdır
·
Eğer
ortada bir sistem yoksa, herşey bozulur
·
Performansımdaki en küçük aksama felaket demektir
·
Her
zaman en üst standart yerine gelmelidir, aksi herşeyi berbat eder
·
Duygularımı kontrol etmeliyim
·
Diğerleri benim kurallarıma göre hareket etmelidir
·
Eğer
işimi en iyi şekilde yapmazsam, bu tümden başarısız olduğum anlamına
gelir
·
Hatalar, eksikler, aksamalar affedilemez
·
Detaylar fazlasıyla önemlidir
·
Bir
şeyler yapmanın en iyi yolu, benim seçtiğim yoldur
Hiç bir
psikolojik rahatsızlık tablosuna ilişkin tarif, yetişme biçimimizden,
kritik anılarımızdan, yaşam deneyimlerimizden, kısacası, “neleri
öğrendiğimiz” sorusundan muaf olamaz. Takıntılı-zorlantılı kişilik
bozukluğu da tıpkı benzer psikolojik sorunlarda olduğu gibi hayata
tutunmanın bir yoludur. Ancak, yine her psikolojik sorunda olduğu gibi,
bazan seçilen yolun kendisi de bir problem halini almaya başlamakta ve
bu defa onun getirdiği sıkıntılarla uğraşmak gerekmektedir. Takıntılı-zorlantılı
kişilik bozukluğu olan birey, buraya kadar anlatılanlardan da
anlaşılacağı üzere yaşamını kontrol edebilmede öylesine çaresizdir ki,
en zayıf kontrol seçenekleri dahi onun için özel, anlamlı bir hal
alabilmektedir. Mistik bir düşünce ile yeni aldığı kıyafetleri aradan
ancak belirli bir süre, mesela 6 ay geçtikten sonra giyebilen kişi,
belki de kontrol edemediği zaman-ölüm-hiçlik açmazını sembolik bir
anlatı ile raflarda tozlandırdığı giysilerde aramaktadır. Burada önemli
soru zamanın neden 6 ay olduğu ya da cevabın neden tozlanan kıyafetler
olduğu değil, bu eylemle neyin kontrolünün sağlanabildiğidir. Aslında,
her psikolojik problem, bir isyan çığlığıdır. İşte, o çığlığın neye dair
olduğunu çözebilmek de psikoterapi denen yardım sürecinin macerası olsa
gerek.
Kaçmaya
çalıştığım kimdi
Kendimden başka
“White Label”,
Kemal Kale
|