|
İçimizdeki Dedikoducu:
Edilgen-Saldırgan Kişilik Bozukluğu
Dr. Gül
Çörüş – Klinik Psikolog –
gulcorus@yahoo.com
Edilgen-saldırgan kişilik bozukluğu yaygın negatif tutumlar ve yetkin
performans düzeyinin gereklerine direnç ile karakterize bir yapı
gösterir. Genellikle ilk yetişkinlik evresinde ortaya çıkar ve aşağıda
belirtilen alanların dört ya da daha fazlasına yayılmış olması beklenir
·
Rutin
sosyal aktiviteleri ya da iş koşullarını yerine getirmede pasif bir
direnç gösterme
·
Diğerleri tarafından yanlış anlaşıldığına ya da yeterince takdir
edilmediğine dair sürekli şikayette bulunma
·
Somurtkan ve her an tartışmaya hazır bir yapı sergileme
·
Mantıksız bir şekilde eleştiriler yağdırma ve otoriteyi küçümseme
·
Sesini
abartılı şekilde kullanma ve kıskançlık ifadeleriyle dolu konuşmalar
yapma
·
Daha
şanslı olan kişilere haset duyma ve kişisel talihsizliklerden yakınıp
durma
·
Düşmanlık ile pişmanlık duyguları arasında gidip gelen bir ruh hali
içinde bulunma
Bu
yapıyı tetikleyen kişilik boyutları şu beş faktör etrafında ele
alınabilir:
Yüksek
Nörotisizm:
Endişe,
korku, gerilim, kolay uyarılabilirlik, kızgınlık, keder, ümitsizlik,
suçluluk ve utanç gibi süregen negatif duygular; yeme-içme, para harcama
gibi dürtüleri frenlemede zorluk çekme; kendinden mükemmeli umma gibi
gerçekdışı beklentiler ve sonu gelmek bilmez bir kötümserlik; tıbbi
mesnedi olmayan organik yakınmalar; çaresiz hissetme; diğerlerinin
duygusal desteğine ve karar verme gücüne bağımlılık.
Yüksek
Düzeyde Dışadönüklük:
Aşırı
yakınlaşma ya da uzaklaşmaya yol açan artmış bir konuşma şekli; yalnız
zaman geçirememe; duygularını abartarak ifade etme; korku duymayacağı
heyecan hallerini arama; diğerlerini yönetme ve kontrol etmede uygusuz
yönde çaba sarfetme.
Düşük
Düzeyde Açıklık:
Sosyal
ve kişisel değişimlere uyum sağlamada güçlük; farklı yaşam biçimlerine
ve bakış açılarına karşı tahammülsüzlük; duygusal boşluk ve duygularını
anlama-ifade etmede başarısızlık; ilgi alanında darlık; sanata ve
estetik olana karşı kayıtsızlık; gereğinde otoriteye aşırı uyguculuk.
Düşük
Düzeyde Katılım:
Şüpheci
düşünce; arkadaşlara ve hata aile üyelerine güvenememe; çevredekilerle
atışıp durma; her an kavga hazır olma; sömürücü ve elde oynatıcı şekilde
davranma; yalan söyleme; arkadaşlara karşı kaba ve itici davranma;
sınırlı sosyal destek varlığı; kanunla başını derde sokacak ölçüde
sosyal geleneklere dair gösterdiği saygısızlık; kendini aşırı derecede
büyük-önemli görme; kibirli davranma.
·
Yüksek
Düzeyde Vicdani Sorumlukluk:
Aşırı
başarı tutkusu; ailesini, sosyal yaşamını ve ilgi alanlarını
boşlarcasına işe yoğunlaşma; temizlik, düzen, detaylara dikkat etme gibi
tekrarlı hareketlerden kendini alıkoyamama; işi biraz olsun erteleyip
dinlenmeye zaman ayıramayacak ölçüde katı bir öz-disiplin; içinden
geleni yapma becerisinden yoksunluk; ahlaki davranma konusunda aşırı
vicdani sorumluluk duyma (ancak bunu yerine getiremediğinde yoğun
suçluluk hislerine teslim olma).
Özetle,
edilgen-saldırgan kişi, tartışmacı, ertelemeyi seven, pasif reddeci
tutumları baskın, otoriteyi boşlayan, işbirliği sağlamayan, önerileri
dikkate almayan, huzursuz, diğerlerini suçlayıcı, kararsız, katı,
somurtkan, müşkülpesent, huysuz, öfkeli, inatçı, apatik, zorunlulukları
kolaylıkla unutabilen ve yetersizliklerini farketmeyen bir yapıdadır. Bu
yapıyı karakterize eden temel düşünce örnekleri ise şunlardır:
·
Kendime
yetebilirim ama yine de hedeflerime ulaşabilmek için diğerlerinin
yardımı gerekir.
·
Kendime
saygımı koruyabilmenin tek yolu kendimi dolaylı olarak kollamayı
becerebilmemdir, mesela, kendimi koruyabilmek için kurallara bire bir
uymayabilirim.
·
İnsanlarla bir arada olmayı istiyorum ama bunun için onlar tarafından
yönetilmek gibi bir bedel ödeme konusunda hiç mi hiç istekli değilim.
·
Yöneticiler kontrol etme meyilli, talepkar, zorlayıcı kimselerdir.
·
Yöneticilere karşı direnmeliyim ama aynı zamanda onların takdir ve
onayını da kazanmalıyım.
·
Başkaları tarafından yönetilmek dayanılmaz bir hal.
·
İş
bitirme tarihlerinin belirlenmesi, talepler arasında boğulmam ve bunlara
uymak zorunda kalmam onuruma ve öz-yeterliğime yapılan açık
saldırılardır.
·
İnsanların beklediği şekilde hareket edecek olursam, özgürlüğümü kendi
ellerimle yok etmiş olurum.
·
En iyi
yol kızgınlığımı açık olarak ifade etmek yerine, uyum sağlamadığımı
göstererek memnuniyetsizliğimi sunmaktır.
·
Kendim
için en iyi olanın ne olduğunu biliyorum, diğer insanların ne yapmam
gerektiğini söylemesine hiç ihtiyacım yok.
·
Kurallar keyfi olduğu kadar can sıkıcıdır.
·
Diğer
insanlar genellikle aşırı talepkarlar.
·
Eğer
onlar emretmeyi fazla seviyorlarsa, benim de onların taleplerini red
hakkım var demektir.
Rekabet
ve rekabetten sağ çıkarak hayatta kalmaya devam edebilme gücü var olma
savaşımızın en önemli dürtülerinden biri olsa gerek. Kiminle en fazla
rekabet ettiğimize bakacak olursak, karşısında kazanma şansımızın
yükseldiği kişiler diyebiliriz. Bir başka ifadeyle, benzerlerimizle
rekabet ederiz. Karşısında kaybetme ihtimalimizin yükseldiği kişilerle
ise genelde barışık yaşamayı ya da onlardan uzak durmayı seçeriz. Ancak,
bu tercihimiz, onlarla rekabetimizin sona erdiği veya onlara dair bu
hisleri hiç beslemediğimiz anlamına gelmez. Sadece kaybetmeyi
arzulamadığımızın delilidir. Edilgen-saldırgan kişilik örüntüsü, işte,
bu ilişkiler ağının en açık cevaplarındandır. Günümüz dünyasının
talepler ve yetersizlikler örüntüsünde sıkışıp kalan insanı
başaçıkamadığı bu silsilede, rekabeti hayatından çıkarmak şöyle dursun,
büsbütün yanı başında hisseder hale gelmiştir. Ancak, eldeki donanımı bu
hissine yanıt vermekten uzak kalmaya da başlamıştır. Herkesin birbirini
tanıdığı bir köy yerinde kendine bir yer edinmek nispeten daha kolayken,
gelişen ve değişen kent koşullarında kendine bir rol biçmek ve mevki
sağlamak yaşam-kalım savaşının en kritik unsuru haline gelmiştir. İşte,
bu savaştan sağ çıkabilme becerisi de, büyük oranda strateji
geliştirmeye bağlıdır. Edilgen-saldırgan kişilik yapısı, bu
stratejilerin en sinsi olanlarından biri olarak nitelenebilir. Yüzünüze
gülümseyen bir dostunuz, patronunuza sürekli dedikodunuzu yaptığında
şaşırabilirsiniz. Oysa, arkadaşınız işyerinde kendisine güçlü bir yer
edinmeye çalıştığı gibi, aynı zamanda size ilişkin örtük öfkesini de
dile getiriyor olabilir. Ya da tam gün televizyon karşısında
başkalarının dramlarına seyirci kalan kadın, akşam çocuğunun okul
problemi ile yeterince ilgilenmediğini düşündüğü kocasına küser ve
günlerce onunla konuşmazsa, her iki halde de (tv karşısından ayrılamama
ve küsme davranışı) edilgen-saldırgan tutumun örneklerini sergiliyor
olabilir. İşte, sonu gelmez yaşam-kalım oyunları. Evet, anlaşılan o ki,
oyun biz yetişkinler için de ihtiyaç. Sadece, daha olgun oynayabilmek
kaydıyla… |