|
Uçurumun Kıyısında:
Bir Sınır Deneyimi Olarak İntihar Girişimi
Uzm. Psk. Gül Çörüş
Ölmek
Bir sanattır, diğer her şey gibi.
Eşsiz bir
ustalıkla yapıyorum bu işi.
“Lady Lazarus” S.
Plath
Evet! Çağdaş
Amerikan şiirinin unutulmaz isimlerinden Plath ustaca yapar bu işi.
Girişimi, bebek bakıcısının eve geleceği saate uygundur. O saatte
binanın dış kapısını açmak üzere alt komşunun uyanık olup olmayacağı bir
gece öncesinden kontrol edilmiş ve olumlu yanıt alınmıştır. Tüm bunlara
ilaveten elinde doktorunun telefonunun yazılı olduğu bir kağıt da
vardır. Ancak, kimi şanssızlıklar zedeler bu ustalığı: muhtemelen son
bir umut olarak terapistinden beklediği randevu mektubu, postacının
hatası sonucu yanlış adrese bırakılmıştır (mektup ölümünden bir-iki gün
sonra adresine ulaşır); uzun uzun çalınmasına rağmen açılmayan bina
kapısı, zilde adı da bulunmadığından, bebek bakıcısının doğru adrese
geldiğine dair kuşku duymasına yol açmış ve bu kuşku onu, epeyce zaman
alacak bir eyleme, bir telefon bularak adresi kontrol etmeye
yöneltmiştir; ağır işitme problemi yüzünden gürültüleri duymayan alt
komşu, sızan gazın etkisiyle geç uyandığından dış kapıyı belirttiği
saatte açamamış ve bu da aynı adrese geri dönen bebek bakıcısının bir
süre daha binaya girememesine neden olmuştur. Bakıcı, saatler sonra,
Plath’in dairesine, bir gece öncesinin planlarıyla değil, yalnızca zorlu
tesadüflerin eseri olarak ulaştığında ise iş işten geçmiştir. Henüz 9
yaşındayken yaşadığı baba kaybının bir yıl sonrasında gelen “kaza”
olarak nitelediği ilk intihar girişimi, on yıl sonrasında dört düzineyi
aşkın uyku ilacı yutmasının ardından tamamen bir tesadüf sonucu
kurtulduğu “geri dönmeme kararlılığı”ndaki ikinci girişimi ve yine on
yıl sonrasında bu kez eşinden ayrılmasını takip eden üçüncü girişimi,
nihayetinde, ölümde kastettiği ustalığa eriştirmiştir onu...
Plath’in
kaybında da görüldüğü üzere, temelde, yalnızlık, engellenmişlik,
ümitsizlik, çaresizlik ve kızgınlık hisleriyle örülü, ölmekten çok,
dayanılmaz nitelikteki emosyonel acıya “dur” deme amaçlı bir “yardım
çağrısı” olan intihar girişimi, kimi kez kazayla, kimi kez de anlık bir
kararla tamamlanmış bir intihara dönüşebileceğinden, her zaman için
inkâr edilemez ve geri dönülemez bir sınır deneyimi olarak ölüm riskini
bünyesinde barındırır. Bir çok intihar girişimi bu sınıra ulaşmadan önce
sıklıkla işaret vermesine rağmen, yaygın inanışların bu işaretleri
değerlendirmedeki yetersizliği, ne yazık ki, etkin müdahale şansını da
azaltmaktadır. Kendilerini öldürecekleri tehdini savuranların bunu asla
yapmayacakları ya da öncesinde böyle bir girişimi bulunanların bunu
yinelemeyecekleri söz konusu yaygın yanlış inanışların başında gelir.
Oysa ki, yinelenen intihar girişimleri, kendi içinde adeta paradoksal
bir yan taşır: Daha önce ölmeyi denemiş bir kimsenin, aynı noktaya
tekrar gitme olasılığı, bunu hiç denememiş birinden daha yüksektir.
Başka bir ifadeyle, intihar girişimi, derine dalmak gibidir: İlk sefer
en zor olanıdır ve buna rağmen denemiş olmak ciddiyetin yanı sıra
yineleme -daha derine dalma- riskinin de göstergesidir. Diğer
göstergeler arasında, fiziksel alanda, iştah ve uyku alışkanlıklarında
(uykunun artması ya da azalması) değişim, kronik baş ve mide ağrıları,
menstrual düzensizlikler, enerji kaybı, madde kullanımı ve buna bağlı
fiziksel semptomlar; bilişsel alanda intihar hakkında konuşma, okuma,
yazma, yöntemlerine dair bilgi toplama, akademik performansta ani düşüş,
kendi hakkında olumsuz yorumlarda bulunma gibi farklılaşmalar; duygusal
alanda apatik görünüm ya da üzüntülü ve ümitsiz görünme, günlük
faaliyetlere ilginin kaybolması, derin depresyondan aniden sakinliğe
geçiş (bu sakinlik intihar girişiminde bulunmaya karar vermiş olmadan
kaynaklanabilir), aile ve arkadaşlardan uzaklaşma, ani kişilik
değişiklikleri (beklenmeyen şekilde içe çekilme, agresif davranma, mizaç
değişimleri gösterme); davranışsal alanda kendini yaralayıcı
hareketlerde bulunma, yüksek risk taşıyan aktivitelere katılma, değerli
kişisel eşyalarını sağa sola dağıtma gibi değişimler yer alır.
Bu
değişimlerin ardında yatan ve intihara ilişkin nedensel süreçleri
oluşturan değişkenlere gözatıldığında ise
·
kişilerarası
ilişkilerde (özellikle eşler arasında) yaşanan güçlükler,
·
iş, okul, ev,
yaşanan yere dair problemler/kayıplar,
·
çocuklarla
yaşanan sorunlar,
·
ekonomik
zorluklar,
·
öz-değerin
yitirilmesi, kişisel beklentilerin azalması/kaybolması,
·
girişimin bir
kaç ay öncesinde meydana gelen yaşam olayları (eşten ayrılma, sevilen
bir kimsenin kaybı, değerli bir ilişkinin sona ermesi v.b.),
·
algılanan
ve/veya yaşantılanan fiziksel, emosyonel, cinsel, sosyal istismar ya da
bir istismar çeşidi olarak ihmal edilme,
·
eşlik eden
psikiyatrik tabloların varlığı (depresyon, kişilik bozuklukları,
alkol-ilaç bağımlılığı v.b.),
·
ergenlerde kız
ya da erkek arkadaşlarıyla yaşadıkları sorunlar, aileleriyle olan
problemler
dikkati çeken ana
unsurlar olarak ortaya çıkar.
Gibbs (1972, iya eser
Palmer, 1972), bir toplumdaki bozuk sosyal ilişkilerin, o populasyonda
görülen intihar eğilimiyle doğru orantı taşıdığını ve intihar
kurbanlarının, diğer kimselerden farklı nitelikte bozuk bir sosyal
ilişki geçmişine sahip olduklarını varsayar. Gibbs’e göre, ebeveynin,
eşin ya da çocuğun kaybı, ayrılık, boşanma, işsiz kalma ya da işe dair
değişimler, sevgi bağlarının sona ermesi, yaşam koşullarının değişimi
bozuk sosyal ilişkilere verilebilecek örneklerden yalnızca bir kaçıdır.
Palmer’a göre, intihar eğilimi taşıyan kişinin geçmişindeki olası ağır
sosyal kayıplar onu kayba karşı daha duyarlı kılar, bu durum engellenme
eşiğini düşürür ve anne-baba, arkadaş, kardeş gibi sahip olduğu
modellerin yitimi dünyasının istikrar ile istikrarsızlık arasında
seyreden bir karışım halini almasına yol açar. Sonuçta, intihar riski
taşıyan kişi, önemli olan diğerlerinin yarın da yanında bulunup
bulunmayacağını sürekli sınar hale gelir. Zira, geçmiş deneyimleri,
dayanak aldığı önemli kimselerin bir andan diğerine kaybolabileceğini
ona göstermiştir. Öyleyse, diğerlerinin yarın da orada olacağı konusunda
tümüyle katılım beklemesi doğaldır. Eğer onlar orada olacaklarsa, o da
orada olacaktır. Diğerlerinin orada bulunacağına dair kesin bilginin
olmayışı, onu kompulsif bir şekilde bu bilgiyi edinmeye yönlendirir.
Ancak, gerçek dışı bir beklentiyi sınadığı bu takıntılı çaba,
diğerlerinin ondan uzaklaşmasına yol açar ve bir kez daha içinde
kimsenin kalmadığı bir kayıp yaratır. Palmer’ın varsaydığı bu yapı,
Freud’un, travmatik geçmişi olan kimselerin, bu geçmişleri üzerinde
kontrol kazanmak üzere, travmayı obsesif bir şekilde yinelemelerini
ifade eden “tekrarlama kompulsiyonu” kavramını çağrıştırmaktadır. İşte,
belki de, bireyin travmatik geçmişi, bir anlamda kaderi üzerinde kontrol
sağladığı biricik cevaptır intihar, kendini tekrarlayan bu ilişki
örüntülerinin arasında.
Bilişsel kuram yukarda
belirtilen adlandırmaları kullanmamakla beraber temelde benzerlikler
taşıyan bir açıdan yaklaşır intihara. Bilişsel kuramda, tekrarlama
kompulsiyonu, “öğrenilmiş çaresizlik” paradigmasına bırakır yerini.
Tekrarlama kompulsiyonu çaresizlik yinelemesinden öte bir davranış
biçimi değilse eğer, kuramların kısmi benzerlikleri de kendiliğinden
ortaya çıkar. Bilişsel yaklaşıma göre, intihar girişiminde bulunanların
ortak nitelikleri arasında, özellikle kişilerarası ilişkilerdeki problem
çözme becerilerinin düşüklüğü, intiharı kriz hallerinde duruma bağlı bir
çözüm olarak görme eğilimlerinin varlığı veya adeta bir vasıf niteliğine
büründürerek bir sorun çözme biçimine dönüştürmeleri, hep-hiç tarzındaki
mutlâkiyetçi düşünme biçimlerinin, bilişsel katılığın ve alana bağımlı
tutumlarının mizaçlarıyla olan ilişkisi dikkati çeker. Mizaçtaki
depresif dalgalanmaya eşlik eden ümitsizlik, gelecek hakkında
kötümserlik ve düşük benlik değeri de tabloya eklendiğinde, intihar
girişiminde bulunan kimsenin bilişsel, duygusal ve davranışsal üçlüsü
kabaca ortaya konulmuş olur.
Evet! Gelecek
sayıda bu üçlüyü temel alan müdahale yolları yani intiharda
bilişsel-davranışçı tedavi konusunda görüşmek üzere... Açılış Slyvia
Plath’in Lady Lazarus’undan bir kaç dizeyleydi, kapanışsa Amerikan
şiirinin bir başka devinden bir iki dizeyle olsun ne dersiniz?
Ama sen solup
gidiyorsun şimdi
Günlerin sonu gibi,
Bütün savaşlar
bitmiş gibi.
“Bütün Savaşlar Bitmiş Gibi” E. A. Robinson |