|
DÜNYANIN TÜM ACILARI
Bir Sınır Deneyimi Olarak İntihar Girişiminde Bilişsel-Davranışçı
Müdahaleler
Uzm. Psk. Gül Çörüş
“Son Mektup”
“Şu anda sabahın
7’si ve beni uyku tutmuyor. Neden mi? Dün akşam benim cani anne-babam ve
Remzi sebepsiz yere beni dövdüler, sanki bir kabusun içindeyim, üç insan
bana saldırıyor, bağırıp çağırıyorum, ellerinden çıkmam öyle zor oldu
ki, ben kaçtıkça onlar yine tutup dövüyorlar. Sonunda dayım beni duyup,
o canilerin ellerinden kurtardı da eve geldik. Yüzüm çok kötü şişmişti,
burnumdan kan akıyordu ve boğazım morluk içindeydi. Ben, aynada bunları
görünce gönlümce ağladım ve ben, bunları hak edecek hiçbir şey yapmadım.
Öyle kızgınım ki, kendimi öldürmek istiyorum, “Benim hayatım bitti artık
yaşamak istemiyorum” diyorum. Tek nedeni, benim dar etek giymem, babam
eteklerimi yaktığını söyledi ve dedi “Senin böyle giyinmeni
istemiyorum”, ben karşı çıkınca önce annem saldırdı, sonra da diğerleri,
hiçbir zaman sizi affetmeyeceğim ve o ev bana haram olsun, kesinlikle
onların arasına dönmeyeceğim. Öyle kötü bir akşam geçirdim ki, uyumaya
çalışıyordum, ama kafamdaki şişlikler ağrıyordu. Öyle çaresizdim ki, ne
yapacağımı bilemiyordum. Böyle aileye sahip olduğum için lanet ediyorum.
Bundan sonraki hayatım onlarsız olacak, ben bu derdi çekemem, benden bu
kadar. Çok savaştım onlarla, ama savaşı kazanan da ben olacağım, onları
öyle pişman ettireceğim ki, neye uğradıklarını şaşıracaklar, bugün her
şey bitecek, eşyalarımı almaya gideceğim, neler olacak bilmiyorum...”
“22 yaşındaydı, 4
ay önce yüksekten atlayarak ihtihar etti.”
Eski dostlardan
biri ahizenin ucunda: “Yoğun bakımda. Gitti gitti geldi. Biz de öyle.”
Sonraki telefon: “Kapalı servise yatırdık. Doktorlar “iyi” diyor. Hatta,
“içerde tutmak gereksiz” diye taburcu kararı verdiler daha hafta
dolmadan. Kulağıma “çıkınca bitecek” dedi. Bu nasıl iyilik? Bu nasıl
tedavi? Bu nasıl karar?”
“Hatta ya da
Hayatta Kalmak”
Danışan: Dünyanın
tüm acılarını üzerimde taşıyor gibiyim. Lütfen, yardım edin.
İntihar Yardım Hattı
I. Danışmanı: Hey, baksanıza! “Dünyanın tüm acılarını üstümde taşıyorum”
diyen biri var hatta. Şimdi ne denir?”
İntihar Yardım Hattı
II. Danışmanı: “Ölmeyi mi istiyor? Planı var mı? Evde kimse var mı?
Bunları sorsana!”
İntihar Yardım Hattı
I. Danışmanı: “Ölmek, kendini öldürmek isteğin var mı?”
Danışan:
................... (Sinyal sesi duyulur. O, hattı çoktan terk etmiştir)
“21 yaşındaydı, 3.
ihtihar girişimiydi.”
Hatta kalmadı. Ama
hayatta kaldı. Şimdilerde iç seyatinde. Emanet bırakılan günceden
esrimeli bir başka edilgin ölüm arayışı kapıda bu kez... Yıllar önce
okumuştum bu kitabı: Madde bağımlılığının tutsak mahremiyetinde aranan
yavaş çekimli soluksuzluğu... Zor zanaat her cümleyi “en çok satanlar”
niyetine okumamak. Edilgin arayışın ceza çemberi beni de müşteri yapmak
niyetinde bu defa. Yaslar satışta, ölüm pazarda ve yaşam, yine uçurumun
kıyısında...
“Son Kitap”
Bir nitelemeye göre
gizdökümcü tanrıça sayılan Plath’e ilk değişimden bu yana izi kalan
Ayna’dan bir kaç dize hatırladım şimdi:
...............
Çoğu zaman karşıdan
bakarım.
Ancak, mercekle toz
pembedir o. Çok uzun zamandır bakıyorum.
Onu kalbimin bir
parçası olarak düşünürüm. Ama o yanıltır.
Yüzler ve karanlık
tekrar tekrar bizi
ayırır.
................
Önemliyim onun için.
O, gelir ve gider.
Onun yüzüdür ki, her
sabah karanlığın yerini alır.
İçimde bir genç kızı
öldürmüştür ve günden güne bir yaşlı kadın ona doğar, tıpkı kokuşmuş bir
balık gibi.
“30 yaşındaydı, 38 yıl
önce gaz soğurarak intihar etti.”
O, bir aynaydı belki,
“son mektup” misali canlanan “son kitap” Ariel’de. Ama kime? Feminist
söylemin doğu kanalında “hiçliği yollarda gördük” sedasıyla ölüm
dizeleyen Furuğ kadar az ömürlü-derin vurumlu batı yakası şiir kuyumcusu
Plath, geride bıraktığı iki yetişkin yaralı çocuğu ile söylemin
hedeflediği kadın kahramanlar ve/veya kurbanlar için ayna olabildi mi
dersiniz? Eşi Hudges’un, çocuklarının ruh sağlığını sebep göstererek,
bir ihtimal temeli kendi yas sürecinin sorgu ürünleri olan öfke,
suçluluk, cezalandırılma, değişmezlik ve çaresizlik alevleriyle kül
kıldığı şiirlerine, günlüklerine, inorganik varlığının putlaşan
karabasanına ayna olabildi mi dersiniz? Bir kişisel varsayımla, Nazi gaz
odalarının uzaklığını yakın kılan meskeninde gaz soğuran ciğerleri,
paylaşılmamış kayıplarının zorlantılı ölüm seçeneğine nefes verirken,
ardında bıraktığı geç zamanların paylaşılmış kabuslarına çözüm
oluşturabildi mi dersiniz? O, bir ayna. Ama kime? Şiiri yaşamında “asla”
kılıp, yerine çocuk öyküleri yazmayı seçen kızının “Ayna, duvardaki
ayna, bizim aramızda en az ölü olan kim?” tekil dizesinin “ömürboyu
yas”ına ayna olamadı belki ama kendilik kayıplı hislerin intihar
sürüklemeli saplantılı eylemlerine ayna olabildi belki de...
“Düşünüyorum, o halde,
varım” ya da “Hissediyorum, o halde, varım”
Descartes, varlığına
akılcı bir mesnet ararken, gün gelip de bu mesnedin gündelik yaşamın
problemlerine tedavi edici bir yöntem olup olamayacağı kaygısını ne
kadar taşımıştır bilinmez, ancak, 1960’lardan bu yana süregelen
zeitgeistın hızlı yükselttiği değer bilişsel-davranışçı terapiler, stoik
filozofların vurgulu pozisyonundan rasyonalistlere, emprisist ve
pozitivist anlayışın sorgulamasından felsefe ve metafizik bazlı bazı
psikoterapi kuramlarının ödünç kavram ve tekniklerine uzanan bir
temellendirmede, varlıklarına benzer bir mesnet aramışlar ve veri
kaynakları onları ortak kabulleri olan düşünce-duygu-davranış üçlemesine
getirmiştir. Bir başka ifadeyle, tüm bilişsel-davranışçı terapiler,
“nasıl düşünüyorsan öyle hisseder ve öyle davranırsın” temel varsayımı
üzerine kuruludur, yani güncel bilişsel kuramlar, öğrenme temelli
gelişen düşünsel süreçlerin duygusal ve davranışsal çıktılar üzerinde
ana rolü oynadığını varsayar. Ancak, söz konusu yaklaşımlar, yakın
dönemlerde, hislerin bilişsel temelli bir sonuç boyutu olmasından çok,
ayrı tayin edici değeri olan bir süreç olabileceği varsayımını
sorgulamaya başlamışlardır. Nitekim, anksiyete bozukluklarında ve bu
bozukluklardan biri olarak travma tablolarında, öncelikli müdahalenin,
sahnelere eşlik eden düşünceler yerine, eşlik eden hislere kaydırılması
ve bu yöndeki tedavi tekniklerinin güncel hale gelmesi bu varsayımın bir
ürünüdür. O halde, benzer bir kuramsal temellendirmenin intihar
girişimlerinde de ele alınması mümkündür. Zira, intihara eşlik eden
duygu-durumun sıklıkla depresyon yönünde seyrettiği, depresyonun da
muhtemelen altta yatan belki bir anksiyete bozukluğunda, mesela, kayıp,
travma ve yas üçlemesinde ikincil semptom olabileceği varsayılacak
olursa, öncelikli müdahalenin odak noktası pekala yine hisler olabilir.
İnsan dışında bir canlıda intihar ediminin varolmayış açıklaması da
belki buralarda bir yerdedir. Ne de olsa, insandan başka bir canlının,
çeşitlemeleri arttırılabilecek bir şekilde, kahkalarla güldüğü, hüngür
hüngür ağladığı, delicesine aşık olduğu, kayıplarına tuttuğu yasla
uçurumun kıyısında yürüdüğü bilinmemektedir...
“Ve
Uçurumun Kıyısında İlk Müdahale”
İntihar girişimi
tablolarında, terapistin, sıklıkla akut olarak yüz yüze geldiği bir evre
vardır. Bu evrede kurulabilecek sağlam bir terapötik ittifak, tabiidir
ki, sonraki adımları kolaylaştırıcı etki taşıyacaktır. O halde, nedir bu
evrede dikkat edilmesi gerekenler:
·
Danışanı
önemseyin: Sakin kalın, onu dinleyin ve gereğinden az tepkide
bulunmamaya çalışın.
·
Diğer yardım
kaynaklarını harekete geçirin: Eğer gerekirse, “imdat” hatlarını arayın.
Danışanın doktoru, psikiyatristi veya terapisti ile bağ kurun.
·
İlginizi ifade
edin: İntihara neden yakın olduğunu düşündüğünüz konusunda ona somut
örnekler verin.
·
Aktif dinleyin:
Göz kontağınızı sürdürün. Ona yaklaşmak veya uygunsa elini tutmak gibi
beden dili hareketlerini kullanın.
·
Doğrudan
sorular sorun: Danışanın düşündüğü belirli bir plan veya yöntem olup
olmadığını saptamaya çalışın.
·
Gizlilik için
söz vermeyin: Arkadaşlar, aile üyeleri veya sağlık elemanları ile
konuşmanız gerekebileceğini belirtin.
·
Kişinin
duygularını önemseyin: Yargılayıcı değil, empatik olun.
·
Güven sağlayın:
İntiharın yardım edilebilir bir probleme yardım edilemez bir çözüm
oluşturduğunu vurgulayın. Yardımın varolduğunu ve herşeyin daha iyi
olacağını ona hatırlatın.
·
“İntihar yok!”
kontratı yapın: Danışandan, pek de kısa tutulmayan belirli zaman
dilimlerinde intihar girişiminde bulunmayacağına ve kendisini bu karara
yakın hissettiğinde sizi ya da diğer yardım kaynaklarını arayacağına
dair söz alın, bu sözü mümkünse yazılı anlaşmaya çevirin.
“İlk
Müdahaleden Tedavi Yaklaşımlarına”
Bu noktada, akla
gelecek ilk soru, hangi yaklaşımın uygun olacağından ziyade, kapsamlı
bir değerlendirmenin hangi alanları içermesinin yararlı olacağı
problemidir. Bu alanlar, girişimin arkasındaki asıl niyetin yani
tetikleyici sorunların anlaşılmasından öz-yaşam öyküsündeki olası ihmal,
istismar ve kayıp geçmişinin değerlendirilmesine, bireyin akıl sağlığı
geçmişinin sorgulanmasından, varoluşsal krizlerinin tespitine, bu
davranışı yineleme ve tamamlama riskinin sınanmasından yardımı kabul
etme istekliliğinin ele alınmasına dek bir dizi problemi içerir. Bu alt
alanlar, kişiye nasıl bir yardımın uygun olabileceğini belirleyeceği
gibi, ağır akıl hastalığı öyküsünün ve/veya belirgin bir intihar
eğiliminin varlığı, yatarak tedavi gereğinin saptanmasında da önem
taşır. Bu bağlamda, ilk görüşmelerde, danışanın problemlerini
detaylarıyla belirlemesine yardımcı olmak, sunulan problemlerin her biri
için hedef tayin etmesine destek vermek ve bu hedefler dahilinde
atılacak adımları beraberce tespite çalışmak izlenilmesi gereken temel
süreçlerdir. Danışan, seanslar arasında, üzerinde anlaşma sağlanan
adımları atmaya ve bu adımlar konusunda kendisini değerlendirmeye
cesaretlendirilir. İntihar girişiminde rol oynayan ana etkenlerden biri
de, kişiler arası ilişkilerde bireyin problem çözme becerilerinin
düşüklüğü olduğuna göre, seansların önemli bir bölümünün bu becerilerin
kazandırılmasına, özellikle de problem çözme adımlarını başlatmada
akılcı olmayan nedenlerin ilgili sonuçları nasıl etkileyebileceğinin
tartışılmasına ayrılması gerekir. Ayrıca, seanslarda zaman esnekliği
sağlanması, her seansın kişinin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi
kadar önemlidir. Başlangıçta, temel gelişimi sağlayabilmek üzere,
danışan haftada en az iki-üç kez görülebilir ve sıklık danışanın daha
bağımsız harekete kavuşmasıyla düşürülür. Toplam tedavi genellikle kısa
sürelidir. Burada amaç, kişinin kendi sorumluluğunu taşımasında,
terapistine gösterebileceği aşırı bağımlılığı azaltmasında ve diğer
destek kaynaklarını hayata geçirmesinde mümkün olduğunca hızlı ve etkin
bir yardım sunabilmektir. İntihar girişiminde bulunan kimselerin
terapistle işbirliği sağlama ve motivasyon oranlarının düşüklüğü ile
seanslara devamsızlık oranlarının yüksekliği gibi karşıt-terapötik
öğeleri sıklıkla taşıdıkları göz önünde bulundurulacak olursa, kısa
süreli yardım sunumunun etkin öğeleri daha da vurgulu hale gelmektedir.
Ancak, mesela, kişilik bozukluklarında daha uzun süreli yardıma ihtiyaç
duyulabilmektedir. Zira, bu bozukluklarda gerçek yardım, pragmatist
değeri inkar edilemez bir duruş olan problem çözme becerilerinin
kazandırılmasının ötesinde, kişinin yaşam olaylarını ve güçlüklerini
nasıl algıladığı, yorumladığı ve tepki verdiği noktalarında
başlar.
“Tedavinin
Değerlendirilmesi”
Tedavide izlenen
yol her ne olursa olsun, sonuçların aşağıdaki kriterler bağlamında
değerlendirilmesi tedavi etkinliğinin sınanmasında temel unsurları
oluşturur:
·
Öz-yıkıcı ve
kendini yaralayıcı davranışların tekrar düzeyi ve tekrarlanma
zamanlarının tespit edilmesi
·
İhtihar
düşüncelerinin yoğunluğunun sorgulanması
·
Ümitsizlik/geleceğe dair kötümserlik düzeyinin ele alınması
·
Hedef
problemlerin tayini ve bu problemlere yaklaşımdaki farklılaşmaların
kaydedilmesi
·
Mizaçtaki
değişimlerin ele alınması (özellikle depresif dalgalanma periyodlarının
tayin edilmesi)
·
Sosyal uyum
becerilerinin gözden geçirilmesi
·
Kişiler arası
ilişkiler, emosyonel sorunlar ve stresle başaçıkma alanlarında
psikoeğitimsel süreçlerin kullanılması
·
Öz-değer
düzeyinin yükseltilmesi
·
Problem çözme
becerilerinin kazandırılması
·
Olası alkol ve
madde bağımlılığı probleminin ele alınması
·
Tedavi
tutumlarının ve tedaviye katılımın (tedaviyi kabul etme, başlama ve
bırakma oranlarının) izlenmesi
“Artık Son Söz”
Evet! Bir yazı dizisi
daha şimdilik virgülleniyor... Artık alıştınız. Kapanış yine bir şiirle.
Fransız edebiyatının, Eyüboğlu’nun keyifli Türkçesi ve deyimiyle
“yalnızca sevginin dizginleyebildiği ama sevginin de dizgin nedir
bilmediği” halk ozanlarından Prèvert’ten:
Küçük arslan yemek
yerken
Dişi arslan gençleşir
Ateş kendi payını
isterken
Toprak kıpkırmızı
kesilir
Ölüm sevgiden söz
ederken
Yaşam ürperir
Yaşam ölümden söz
ederken
Sevgi gülümser
“Sevgi Gülümser”, J.
Prèvert
Kaynaklar
Alvarez, A. (1972).
The savage god. A study of suicide. London: Weidenfeld & Nicolson
Çörüş, G. (2000).
Uçurumun kıyısında. Bir sınır deneyimi olarak intihar girişimi.
Gizem. İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Dergisi, 1, 24-25.
Foa, E. B. ve Kozak,
M. J. (1991). Emotional processing: Theory, research, and clinical
implications for axiety disorders. İçinde J. D. Safran ve L. S.
Greenberg (Eds.) (1991). Emotion, psychotherapy and change. New
York: The Guilford Press.
Guidano, V. F. (1991).
Affective change events in a cognitive therapy system approach. İçinde
J. D. Safran ve L. S. Greenberg (Eds.) (1991). Emotion, psychotherapy
and change. New York: The Guilford Press.
Hawton, K. (1997).
Attempted suicide. İçinde D. M. Clark & C. G. Fairburn (Eds.) (1997).
Science and practice of cognitive-behavior therapy. Oxford: Oxford
University Press.
Odağ, C. (1995).
İntihar (özkıyım). Tanım-kuram-sağaltım. İzmir: İzmir Psikiyatri
Derneği.
Palmer, S. (1972).
The violent society. New Haven: College and University Press.
Kardeşoğlu, S. (2000). Batman’da kurtuluşun adı: İntihar.
Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı Raporu, Milliyet
(23.10.2000)
|