DÜNYANIN TÜM ACILARI
Bir Sınır Deneyimi Olarak İntihar Girişiminde Bilişsel-Davranışçı Müdahaleler
*

Uzm. Psk. Gül Çörüş

“Son Mektup”

“Şu anda sabahın 7’si ve beni uyku tutmuyor. Neden mi? Dün akşam benim cani anne-babam ve Remzi sebepsiz yere beni dövdüler, sanki bir kabusun içindeyim, üç insan bana saldırıyor, bağırıp çağırıyorum, ellerinden çıkmam öyle zor oldu ki, ben kaçtıkça onlar yine tutup dövüyorlar. Sonunda dayım beni duyup, o canilerin ellerinden kurtardı da eve geldik. Yüzüm çok kötü şişmişti, burnumdan kan akıyordu ve boğazım morluk içindeydi. Ben, aynada bunları görünce gönlümce ağladım ve ben, bunları hak edecek hiçbir şey yapmadım. Öyle kızgınım ki, kendimi öldürmek istiyorum, “Benim hayatım bitti artık yaşamak istemiyorum” diyorum. Tek nedeni, benim dar etek giymem, babam eteklerimi yaktığını söyledi ve dedi “Senin böyle giyinmeni istemiyorum”, ben karşı çıkınca önce annem saldırdı, sonra da diğerleri, hiçbir zaman sizi affetmeyeceğim ve o ev bana haram olsun, kesinlikle onların arasına dönmeyeceğim. Öyle kötü bir akşam geçirdim ki, uyumaya çalışıyordum, ama kafamdaki şişlikler ağrıyordu. Öyle çaresizdim ki, ne yapacağımı bilemiyordum. Böyle aileye sahip olduğum için lanet ediyorum. Bundan sonraki hayatım onlarsız olacak, ben bu derdi çekemem, benden bu kadar. Çok savaştım onlarla, ama savaşı kazanan da ben olacağım, onları öyle pişman ettireceğim ki, neye uğradıklarını şaşıracaklar, bugün her şey bitecek, eşyalarımı almaya gideceğim, neler olacak bilmiyorum...” **

“22 yaşındaydı, 4 ay önce yüksekten atlayarak ihtihar etti.”

Eski dostlardan biri ahizenin ucunda: “Yoğun bakımda. Gitti gitti geldi. Biz de öyle.” Sonraki telefon: “Kapalı servise yatırdık. Doktorlar “iyi” diyor. Hatta, “içerde tutmak gereksiz” diye taburcu kararı verdiler daha hafta dolmadan.  Kulağıma “çıkınca bitecek” dedi. Bu nasıl iyilik? Bu nasıl tedavi? Bu nasıl karar?”    

“Hatta ya da Hayatta Kalmak”

Danışan: Dünyanın tüm acılarını üzerimde taşıyor gibiyim. Lütfen, yardım edin.

İntihar Yardım Hattı I. Danışmanı: Hey, baksanıza! “Dünyanın tüm acılarını üstümde taşıyorum” diyen biri var hatta. Şimdi ne denir?”

İntihar Yardım Hattı II. Danışmanı: “Ölmeyi mi istiyor? Planı var mı? Evde kimse var mı? Bunları sorsana!”

İntihar Yardım Hattı I. Danışmanı:  “Ölmek, kendini öldürmek isteğin var mı?”

Danışan: ................... (Sinyal sesi duyulur. O, hattı çoktan terk etmiştir)

“21 yaşındaydı, 3. ihtihar girişimiydi.”

Hatta kalmadı. Ama hayatta kaldı. Şimdilerde iç seyatinde. Emanet bırakılan günceden esrimeli bir başka edilgin ölüm arayışı kapıda bu kez... Yıllar önce okumuştum bu kitabı: Madde bağımlılığının tutsak mahremiyetinde aranan yavaş çekimli soluksuzluğu... Zor zanaat her cümleyi “en çok satanlar” niyetine okumamak. Edilgin arayışın ceza çemberi beni de müşteri yapmak niyetinde bu defa. Yaslar satışta, ölüm pazarda ve yaşam, yine uçurumun kıyısında...

“Son Kitap”

Bir nitelemeye göre gizdökümcü tanrıça sayılan Plath’e ilk değişimden bu yana izi kalan Ayna’dan bir kaç dize hatırladım şimdi:  

...............

Çoğu zaman karşıdan bakarım.

Ancak, mercekle toz pembedir o. Çok uzun zamandır bakıyorum.

Onu kalbimin bir parçası olarak düşünürüm. Ama o yanıltır.

Yüzler ve karanlık tekrar tekrar bizi ayırır.                                                                                                            

................

Önemliyim onun için. O, gelir ve gider.

Onun yüzüdür ki, her sabah karanlığın yerini alır.

İçimde bir genç kızı öldürmüştür ve günden güne bir yaşlı kadın ona doğar, tıpkı kokuşmuş bir balık gibi.

“30 yaşındaydı, 38 yıl önce gaz soğurarak intihar etti.”

O, bir aynaydı belki, “son mektup” misali canlanan “son kitap” Ariel’de. Ama kime? Feminist söylemin doğu kanalında “hiçliği yollarda gördük” sedasıyla ölüm dizeleyen Furuğ kadar az ömürlü-derin vurumlu batı yakası şiir kuyumcusu Plath, geride bıraktığı iki yetişkin yaralı çocuğu ile söylemin hedeflediği kadın kahramanlar ve/veya kurbanlar için ayna olabildi mi dersiniz? Eşi Hudges’un, çocuklarının ruh sağlığını sebep göstererek, bir ihtimal temeli kendi yas sürecinin sorgu ürünleri olan öfke, suçluluk, cezalandırılma, değişmezlik ve çaresizlik alevleriyle kül kıldığı şiirlerine, günlüklerine, inorganik varlığının putlaşan karabasanına ayna olabildi mi dersiniz? Bir kişisel varsayımla, Nazi gaz odalarının uzaklığını yakın kılan meskeninde gaz soğuran ciğerleri, paylaşılmamış kayıplarının zorlantılı ölüm seçeneğine nefes verirken, ardında bıraktığı geç zamanların paylaşılmış kabuslarına çözüm oluşturabildi mi dersiniz? O, bir ayna. Ama kime? Şiiri yaşamında “asla” kılıp, yerine çocuk öyküleri yazmayı seçen kızının “Ayna, duvardaki ayna, bizim aramızda en az ölü olan kim?” tekil dizesinin “ömürboyu yas”ına ayna olamadı belki ama kendilik kayıplı hislerin intihar sürüklemeli saplantılı eylemlerine ayna olabildi belki de...

“Düşünüyorum, o halde, varım” ya da “Hissediyorum, o halde, varım”  

Descartes, varlığına akılcı bir mesnet ararken, gün gelip de bu mesnedin gündelik yaşamın problemlerine tedavi edici bir yöntem olup olamayacağı kaygısını ne kadar taşımıştır bilinmez, ancak, 1960’lardan bu yana süregelen zeitgeistın hızlı yükselttiği değer bilişsel-davranışçı terapiler, stoik filozofların vurgulu pozisyonundan rasyonalistlere, emprisist ve pozitivist anlayışın sorgulamasından felsefe ve metafizik bazlı bazı psikoterapi kuramlarının ödünç kavram ve tekniklerine uzanan bir temellendirmede, varlıklarına benzer bir mesnet aramışlar ve veri kaynakları onları ortak kabulleri olan düşünce-duygu-davranış üçlemesine getirmiştir. Bir başka ifadeyle, tüm bilişsel-davranışçı terapiler, “nasıl düşünüyorsan öyle hisseder ve öyle davranırsın” temel varsayımı üzerine kuruludur, yani güncel bilişsel kuramlar, öğrenme temelli gelişen düşünsel süreçlerin duygusal ve davranışsal çıktılar üzerinde ana rolü oynadığını varsayar. Ancak, söz konusu yaklaşımlar, yakın dönemlerde, hislerin bilişsel temelli bir sonuç boyutu olmasından çok, ayrı tayin edici değeri olan bir süreç olabileceği varsayımını sorgulamaya başlamışlardır. Nitekim, anksiyete bozukluklarında ve bu bozukluklardan biri olarak travma tablolarında, öncelikli müdahalenin, sahnelere eşlik eden düşünceler yerine, eşlik eden hislere kaydırılması ve bu yöndeki tedavi tekniklerinin güncel hale gelmesi bu varsayımın bir ürünüdür. O halde, benzer bir kuramsal temellendirmenin intihar girişimlerinde de ele alınması mümkündür. Zira, intihara eşlik eden duygu-durumun sıklıkla depresyon yönünde seyrettiği, depresyonun da muhtemelen altta yatan belki bir anksiyete bozukluğunda, mesela, kayıp, travma ve yas üçlemesinde ikincil semptom olabileceği varsayılacak olursa, öncelikli müdahalenin odak noktası pekala yine hisler olabilir. İnsan dışında bir canlıda intihar ediminin varolmayış açıklaması da belki buralarda bir yerdedir. Ne de olsa, insandan başka bir canlının, çeşitlemeleri arttırılabilecek bir şekilde, kahkalarla güldüğü, hüngür hüngür ağladığı, delicesine aşık olduğu, kayıplarına tuttuğu yasla uçurumun kıyısında yürüdüğü bilinmemektedir...         

“Ve Uçurumun Kıyısında İlk Müdahale”

İntihar girişimi tablolarında, terapistin, sıklıkla akut olarak yüz yüze geldiği bir evre vardır. Bu evrede kurulabilecek sağlam bir terapötik ittifak, tabiidir ki, sonraki adımları kolaylaştırıcı etki taşıyacaktır. O halde, nedir bu evrede dikkat edilmesi gerekenler:

·       Danışanı önemseyin: Sakin kalın, onu dinleyin ve gereğinden az tepkide bulunmamaya çalışın.

·       Diğer yardım kaynaklarını harekete geçirin: Eğer gerekirse, “imdat” hatlarını arayın. Danışanın doktoru, psikiyatristi veya terapisti ile bağ kurun.

·       İlginizi ifade edin: İntihara neden yakın olduğunu düşündüğünüz konusunda ona somut örnekler verin. 

·       Aktif dinleyin: Göz kontağınızı sürdürün. Ona yaklaşmak veya uygunsa elini tutmak gibi beden dili hareketlerini kullanın.

·       Doğrudan sorular sorun: Danışanın düşündüğü belirli bir plan veya yöntem olup olmadığını saptamaya çalışın.

·       Gizlilik için söz vermeyin: Arkadaşlar, aile üyeleri veya sağlık elemanları ile konuşmanız gerekebileceğini belirtin.

·       Kişinin duygularını önemseyin: Yargılayıcı değil, empatik olun.

·       Güven sağlayın: İntiharın yardım edilebilir bir probleme yardım edilemez bir çözüm oluşturduğunu vurgulayın. Yardımın varolduğunu ve herşeyin daha iyi olacağını ona hatırlatın.    

·       “İntihar yok!” kontratı yapın: Danışandan, pek de kısa tutulmayan belirli zaman dilimlerinde intihar girişiminde bulunmayacağına ve kendisini bu karara yakın hissettiğinde sizi ya da diğer yardım kaynaklarını arayacağına dair söz alın, bu sözü mümkünse yazılı anlaşmaya çevirin.

“İlk Müdahaleden Tedavi Yaklaşımlarına”

Bu noktada, akla gelecek ilk soru, hangi yaklaşımın uygun olacağından ziyade, kapsamlı bir değerlendirmenin hangi alanları içermesinin yararlı olacağı problemidir. Bu alanlar, girişimin arkasındaki asıl niyetin yani tetikleyici sorunların anlaşılmasından öz-yaşam öyküsündeki olası ihmal, istismar ve kayıp geçmişinin değerlendirilmesine, bireyin akıl sağlığı geçmişinin sorgulanmasından, varoluşsal krizlerinin tespitine, bu davranışı yineleme ve tamamlama riskinin sınanmasından yardımı kabul etme istekliliğinin ele alınmasına dek bir dizi problemi içerir. Bu alt alanlar, kişiye nasıl bir yardımın uygun olabileceğini belirleyeceği gibi, ağır akıl hastalığı öyküsünün ve/veya belirgin bir intihar eğiliminin varlığı, yatarak tedavi gereğinin saptanmasında da önem taşır. Bu bağlamda, ilk görüşmelerde, danışanın problemlerini detaylarıyla belirlemesine yardımcı olmak, sunulan problemlerin her biri için hedef tayin etmesine destek vermek ve bu hedefler dahilinde atılacak adımları beraberce tespite çalışmak izlenilmesi gereken temel süreçlerdir. Danışan, seanslar arasında, üzerinde anlaşma sağlanan adımları atmaya ve bu adımlar konusunda kendisini değerlendirmeye cesaretlendirilir. İntihar girişiminde rol oynayan ana etkenlerden biri de, kişiler arası ilişkilerde bireyin problem çözme becerilerinin düşüklüğü olduğuna göre, seansların önemli bir bölümünün bu becerilerin kazandırılmasına, özellikle de problem çözme adımlarını başlatmada akılcı olmayan nedenlerin ilgili sonuçları nasıl etkileyebileceğinin tartışılmasına ayrılması gerekir. Ayrıca, seanslarda zaman esnekliği sağlanması, her seansın kişinin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmesi kadar önemlidir. Başlangıçta, temel gelişimi sağlayabilmek üzere, danışan haftada en az iki-üç kez görülebilir ve sıklık danışanın daha bağımsız harekete kavuşmasıyla düşürülür. Toplam tedavi genellikle kısa sürelidir. Burada amaç, kişinin kendi sorumluluğunu taşımasında, terapistine gösterebileceği aşırı bağımlılığı azaltmasında ve diğer destek kaynaklarını hayata geçirmesinde mümkün olduğunca hızlı ve etkin bir yardım sunabilmektir. İntihar girişiminde bulunan kimselerin terapistle işbirliği sağlama ve motivasyon oranlarının düşüklüğü ile seanslara devamsızlık oranlarının yüksekliği gibi karşıt-terapötik öğeleri sıklıkla taşıdıkları göz önünde bulundurulacak olursa, kısa süreli yardım sunumunun etkin öğeleri daha da vurgulu hale gelmektedir. Ancak, mesela, kişilik bozukluklarında daha uzun süreli yardıma ihtiyaç duyulabilmektedir. Zira, bu bozukluklarda gerçek yardım, pragmatist değeri inkar edilemez bir duruş olan problem çözme becerilerinin kazandırılmasının ötesinde, kişinin yaşam olaylarını ve güçlüklerini nasıl algıladığı, yorumladığı ve tepki verdiği noktalarında başlar.       

“Tedavinin Değerlendirilmesi”

Tedavide izlenen yol her ne olursa olsun, sonuçların aşağıdaki kriterler bağlamında değerlendirilmesi tedavi etkinliğinin sınanmasında temel unsurları oluşturur:

·         Öz-yıkıcı ve kendini yaralayıcı davranışların tekrar düzeyi ve tekrarlanma zamanlarının tespit edilmesi

·         İhtihar düşüncelerinin yoğunluğunun sorgulanması

·         Ümitsizlik/geleceğe dair kötümserlik düzeyinin ele alınması

·         Hedef problemlerin tayini ve bu problemlere yaklaşımdaki farklılaşmaların kaydedilmesi

·         Mizaçtaki değişimlerin ele alınması (özellikle depresif dalgalanma periyodlarının tayin edilmesi)

·         Sosyal uyum becerilerinin gözden geçirilmesi

·         Kişiler arası ilişkiler, emosyonel sorunlar ve stresle başaçıkma alanlarında psikoeğitimsel süreçlerin kullanılması

·         Öz-değer düzeyinin yükseltilmesi

·         Problem çözme becerilerinin kazandırılması

·         Olası alkol ve madde bağımlılığı probleminin ele alınması

·         Tedavi tutumlarının ve tedaviye katılımın (tedaviyi kabul etme, başlama ve bırakma oranlarının) izlenmesi

“Artık Son Söz”

Evet! Bir yazı dizisi daha şimdilik virgülleniyor... Artık alıştınız. Kapanış yine bir şiirle. Fransız edebiyatının, Eyüboğlu’nun keyifli Türkçesi ve deyimiyle “yalnızca sevginin dizginleyebildiği ama sevginin de dizgin nedir bilmediği” halk ozanlarından Prèvert’ten:

Küçük arslan yemek yerken

Dişi arslan gençleşir

Ateş kendi payını isterken

Toprak kıpkırmızı kesilir

Ölüm sevgiden söz ederken

Yaşam ürperir

Yaşam ölümden söz ederken

Sevgi gülümser 

“Sevgi Gülümser”, J. Prèvert

Kaynaklar

Alvarez, A. (1972). The savage god. A study of suicide. London: Weidenfeld & Nicolson

Çörüş, G. (2000). Uçurumun kıyısında. Bir sınır deneyimi olarak intihar girişimi. Gizem.  İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Dergisi, 1, 24-25.

Foa, E. B. ve Kozak, M. J. (1991). Emotional processing: Theory, research, and clinical implications for axiety disorders. İçinde J. D. Safran ve L. S. Greenberg (Eds.) (1991). Emotion, psychotherapy and change. New York: The Guilford Press.

Guidano, V. F. (1991). Affective change events in a cognitive therapy system approach. İçinde J. D. Safran ve L. S. Greenberg (Eds.) (1991). Emotion, psychotherapy and change. New York: The Guilford Press.

Hawton, K. (1997). Attempted suicide. İçinde D. M. Clark & C. G. Fairburn (Eds.) (1997). Science and practice of cognitive-behavior therapy. Oxford: Oxford University Press.

Odağ, C. (1995). İntihar (özkıyım). Tanım-kuram-sağaltım. İzmir: İzmir Psikiyatri Derneği.

Palmer, S. (1972). The violent society. New Haven: College and University Press.


* Bu yazı dizisinin hazırlanmasını teşvik eden sevgili öğrencilerim Erhan Özden, Hakan Yılmaz ve Fevzi Cebe ile düzeltmelere yardım eden değerli meslektaşlarım Mahan Doğrusöz ve Nur Kavuncu’ya teşekkür ederim.

** Kardeşoğlu, S. (2000). Batman’da kurtuluşun adı: İntihar. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı Raporu, Milliyet  (23.10.2000)