|
GENÇLİK PSİKOLOJİSİ VE GENÇLER
Çocukluk dönemini erişkinlikten ayıran gençlik çağı, yaşanan yoğun ve
karmaşık duygularla bir çok şeyin yeniden gözden geçirildiği bir
dönemdir. Cinsel olgunlaşma ile fizyolojik ve bedendeki biçimsel
değişimle de bağlantılı olarak duyguların,düşüncelerin ve davranışların
da değişmeye başladığı bir dönemdir. Gençlik çağı, birkaç alt
döneme ayrılabilmektedir.Hızlı büyüme ile birlikte
bedensel,cinsel,duygusal ve sosyal yaşamda gözlenen gelişme,farklılaşma
ve değişimle bağlantılı olarak olumsuz davranış ve tepkilerin yoğun
gözlendiği 12-15/16 yaş arası ilk ergenlik,ilk gençlik ve ön ergenlik
dönemi olarak ifade edilebilir.Çekingenliğin,kendine
güvensizliğin,yalnızlığı tercih etmenin,içe kapanmanın belirgin olduğu
ve ani patlamaların,hayal kırıklıklarının,arkadaşlık ilişkilerinde
sorunların sıklıkla yaşandığı 15-17/18 yaşları arası orta ergenlik
dönemidir.Kendine güvenin,bağımsız olma çabasının,gösterişin ağır
bastığı ve değer çatışmalarının,kimlik arayışına yönelik
tutarsızlıkların,duygusal iniş-çıkışların,ani duygu değişmeleri ağır
bastığı 17-21 yaşları arası son ergenlik yani,delikanlılık
dönemidir. Hayat felsefesinin şekillendiği,meslek ve iş seçiminin
netleştiği,evlilik ve yetişkinlik yaşamı için hayat planlarının
yapıldığı ve sosyal statü ve kariyer planlarının ön planda
olduğu,yetişkinlikteki yaşama ilişkin kararların şekillenmeye başladığı
21 - 25 yaşları arası ise uzamış gençlik çağı olarak ifade
edilebilmektedir.Genel olarak “gençlik dönemi”geniş bir yaşam dönemini
kapsamaktadır.Ancak,günümüzde farklı nedenlerle ergenliğe giriş yaşı
bazı kızlarda 9 yaşına,bazı erkeklerde ise 10 yaşına kadar düşmüş
durumdadır.Bu durum, üzerinde bilimsel ve ahlaki açıdan ciddi bir
şekilde araştırılıp,tartışılması gereken önemli bir insanlık
sorunudur.Bu gerçeğe rağmen ergenlik yaşının başlangıç ve sonu her kız
ve her erkek çocuğa göre değişebilmektedir.Ancak,kızlar ergenlik
dönemine erkeklerden yaklaşık iki yıl önce girmektedirler.
Duygusal olarak bağlanmanın,özdeşleşmenin ön planda
olduğu;tutarsızlıkların ya da acı çekme, neşe,öfke, kaçış, saldırganlık
gibi duyguların yoğun ve aşırı biçimde yaşandığı gençlik
dönemi;anne-babalar ve diğer yetişkinler için olduğu kadar,gençler
içinde yaşanması zor bir dönem olarak kabul edilmektedir.
Bu
dönemde kız ve erkeklerde boy uzaması, görülen en temel değişimlerden
biridir. Kızların kilo aldıklarından sıklıkla yakındıkları
görülmektedir. Kendilerindeki değişimlerinin farkında olan ergenler bu
değişimi daha iyi anlayabilmek için, bir çok konuda daha fazla şey
bilmeye ihtiyaç duymaktadırlar.
Uzmanlar kilo ve sivilce sorunundan şikayet eden gençlere öncelikle spor
yapmalarını önermektedirler.Dengeli ve sağlıklı beslenme ile spor, kilo
ve ergenlik sivilcileri konusunda sorun yaşayan gencin gelişimini
oldukça olumlu etkilemektedir.Bu amaçla gençlerin doğru bir şekilde
bilgilendirilmeleri ve yönlendirilmeleri gerekmektedir.Ancak,gençlere
verilen veya çevreden öğrendikleri bilgilerin eksik ve yanlış bilgiler
olmamasına dikkat etmek gerek. Gençler kendi aralarında kulaktan dolma
yanlış bilgileri tartışarak birbirlerini de yanlış
bilgilendirebilmektedirler. Öncelikle gençlere ihtiyaçları olan bilgiler
aile içinde verilmelidir.Bu ise anne-babaların bilgili ve bilinçli
olmalarını gerektirmektedir.Zaten genç kız ya da oğlunu doğru şekilde ve
geniş bir anlayış içinde bilgilendirebilen bir ebeveyn gencin gelişimini
olumlu yönde etkileyecektir.
Kendini
bir sosyal gruba dahil etme isteğinin, herkesten farklı olmak isteği ile
çakışması, ergenlik çağındaki gençleri tereddüde itmekte ve
ilişkilerinde değişken bir yapıya sokmaktadır.Günümüzde tüm uzmanlar,
gençlik döneminde değişim içindeki gençlere, karşılaştıkları güçlükleri,
kendilerine ve çevrelerine zarar vermeden aşabilmeleri için anlayış ve
geniş bir hoşgörü içinde yaklaşmanın en doğru yöntem olduğu konusunda
fikir birliği içindedirler.
Geçmişte ve günümüzde bazı toplumlar kız ve erkeklerin ergenliğe
girişlerini özel törenlerle kutlamışlar ve de kutlamaktadırlar.Bu geçiş
törenleri ile amaç bedensel değişiklikleri veya cinsel olgunluğa girişi
kutsamaktan öte;gerçekleşen bedensel,cinsel ,sosyal ve duygusal
değişikliklerin aile ve toplum tarafından bilindiğini,önemsendiğini ve
kabul gördüğünü ifade etmek ile birlikte ahlaki yükümlülükleri ve sosyal
sorumluluklarının başladığını da hatırlatmaktır.
Gençlik döneminde duygular yoğundur ve sürekli dalgalanma gösterir,yani
iniş-çıkışlıdır.Biraz önce ağlamakta olan bir genç hemen akabinde
kahkahalara boğulabilir. Genç sevinçle üzüntü, sevgi ile nefret arasında
gidip gelir. Ruhsal tepkilerinde aşırılık, davranışlarındaki çelişki bu
döneme özgü olan bir bocalamanın ve tereddütün belirtisidir. Genç bir
yandan içinden gelen dürtülerini dizginlemeye çabalarken öte yandan
çevresi ile çatışmaya girebilmektedir. İç dünyası ile dış dünya arasında
dengeler kurmaya çalışır. Genç kendine özgü ve kendine göre yaşamak
istemekte, bağımsızlığını kazanmaya ve birilerine bağımlı olmadan
yaşamaya çabalamaktadır. Ancak,gerçekte halen birilerine muhtaç ve
bağımlıdır.Okul harçlığını babası vermekte,ihtiyaçlarını ailesi
karşılamaktadır.Aslında onun,yani gencin aradığı yeni bir “kimlik”tir.Bir
taraftan artık büyüdüğünü düşünmekte ve öyle yaşamak istemekte;öte
yandan ise bir çok konuda halen büyüklerinin yardım ve desteğine ihtiyaç
duymaktadır.Ben kimim?Neyim? Nasıl bir insan olmalıyım?Ne şekilde
yaşamalıyım?Kim,benim için ne ifade etmektedir? gibi sorularına cevaplar
aramaktadır.Anne-babası ve diğer büyüklerinden değişik ve farklı, yani
özgün bir insan,birey olduğunun bilincine varmaya başlamıştır.Önce
kendisine,sonra çevresine eleştirici ve yargılayıcı bir şekilde
bakmaktadır.Yıllarca bilge gördüğü,en güçlü bulduğu, yanılmaz ve
kusursuz tanıdığı ana -babasını yeni bir değerlendirmeden geçirir ve
sorgular. Onlarda o güne dek hiç görmediği yetersizlikler
gözlemler,eksikler, beğenmediği yanlar bulur. Nasihatları,öğütleri
saçma, koydukları kuralları katı ve acımasız bulur.Yetişkinlerin
koydukları yasaklar ve sınırlar saçma ve anlamsızdır. Ne yaşamasını,ne
yiyip-içmesini,ne giyinmesini,ne de eğlenmesini bilirler.Onlar aslında
yaşamdan ve yaşamaktan ne anlarlar ki?..Bir taraftan kafasında bunlar
yer ederken,diğer taraftan kendisi için yapılanlara ve ailesinin
yaptıklarına takılarak derin bir suçluluk ve pişmanlıklar yaşamaktadır.
Aslında tek kelimeyle genç, kendisini ispatlama ,”kendisi olma”
gayreti ve çabası içindedir. Çelişkilerden kurtulup,bağımsız olduğunda
kendi kimliğini bulacaktır.Gerçekte ise ne yeterli hayat deneyimi
vardır,ne de yeterli bilgi ve diğer güç kaynaklarına sahiptir.Buna
rağmen denemekten kaçınmaz ve adeta yaşayarak deneyimsiz olduğunu
yaşar.Bu süreç içinde hayal
kırıklıkları,kırgınlıklar,incinmeler,incitmeler,hatta bazen travma
etkisi oluşturacak kadar olumsuzluklar yaşayabilir.Bütün bunları
yaşarken ve bazı olumsuzlukları ailesine ve çevresine de yaşatırken “kendi
yürümek istediği yolun arayışı içindedir”.Uyarılara,hele hele
verilen farklı kaynaklı öğütlere genellikle kulaklarını
tıkamıştır.Adeta, “siz ne derseniz deyin,ben bildiğimi yaparım”anlayışı
içindedir.Ancak,bütün bunlar en uç noktada yaşanması mutemel
durumlardır.Gerçekte önünde doğru modellerin olduğu,eleştirilmeden ve
yargılanmadan, olduğu haliyle benimsenen;duygu ve düşünceleri
anlaşılarak yetişmiş
olan;tepkileri,çelişkileri,terddütleri,çabaları,bedensel ,cinsel ve
duygusal değişimi ve gelişimi geniş bir hoşgörü ve anlayışla
değerlendirilen; toplumsal ve ahlaki değerlerin yaşam içinde yaşanarak
yerleştirildiği,aile ve çevre ortamlarında olumlu ve sağlıklı iletişim
çerçevesinde deneyim kazanmış olan genç için, bir geçiş dönemi
olan gençlik çağı; uyum,başarı ve mutlulukla sonuçlanacaktır.
Böyle sonuçlansa da genç olmak zor bir iştir.İşte zor olan ve her
yetişkininde bir zamanlar yaşamış oldukları gençlik dönemi ve gençliğe
ilişkin olarak ayrıca şunları ifade etmekte yarar vardır:Bir defa
gençlik, o güne kadar insanın biriktirdiği ne varsa hepsini ortaya koyup
düşünme ve onlara bir biçim verme zamanıdır. Genç artık her şeyi kendi
penceresinden sorgular ve yargılar.Sahip olduğu gücü fark etmesi, “hayır”
diyebilmesi yetişkinleri şaşırtmakta ve çatışmaya neden
olabilmektedir.Sabırla, sevgi,ilgi ve anlayışı devam ettirmek ve hem
anne-babanın hem de gencin yeni baştan birbirlerini tanıma çabası
içinde olmaları, gerekliliğin ötesinde gerçek bir erdemliliktir.
Zorluğuna rağmen gençlik dönemi birçok hoş olanı da içinde
barındırmaktadır.Duygular en yoğun bu dönemde yaşanır. En yakın ve
kalıcı arkadaşlıklar bu dönemde kurulur.Değişime,
dürüstlüğe,doğruya,doğrunun yanında olmak gerektiğine,iyiye, güzele,
geleceğe daha çok inanılır.Gencin içi umut doludur. Genç sevgisinde
de,öfkesin de coşkulu ve tam bir delikanlıdır.Derin hayalleri
vardır,birçok defa hayal kırıklıkları yaşasa da.Çok büyük beklentileri
vardır,birçoğu gerçekleşmese de.Bunlardan dolayı hayata küsebilir,içine
kapanabilir,yalnızlığı tercih edebilir.Ancak,bütün bunlar ani bir
şekilde bir anda yaşama coşkusuna,hayata bağlılığa dönüşüverir.Aile ve
çevresinin beklentilerinden bunaldığı olur,beklentileri karşılayamamanın
ezikliğini hisseder,kendisini değersiz,işe yaramaz,beş para etmez birisi
olarak değerlendirebilir.Daha çok kendisini eleştirir,başarılarını
unutur,hata yapmanın insana özgü bir gerçeklik olduğunu
düşünemez.Sonuçlarını büyüklerinin kabullenemeyecekleri, bazı yanlış
kararları da verebilir ancak,kendisi için asıl zor olan, yaptığının
hatalı ve yanlış olduğunu kabullenememesidir.Bu durumda aslında yine o
ilaca ihtiyaç duymaktadır:Sabır,hoşgörü ve anlayış.İşte,
çevresindeki büyüklerinden bunları görememesi ve onların ısrarla
yanlışını kabul etmesini istemleri, ölçüsüz çatışma ve tartışmalara
neden olabilmektedir.Bu durumlarda büyükleri ile yaşadığından çok daha
fazla kendi içinde çatışmalar yaşar.Ayrıca kendisini ilgilendiren konu
ve durumlarda kararlarını kendisi vererek önce kendisine,sonrada
başkalarına kendisini ispatlamak ister.Oysa ki,anne-baba için o
henüz karar verebilecek yaşta ve olgunlukta değildir,yanlış
yapabilir.Anne-babanın bakışı ve beklentisi farklı olsa da genç,
fiziksel ve psikolojik olarak bağımsız davranabilme gücüne ve
yeterliliğine sahip olduğunu düşünerek,bu gücünü sonuna kadar kullanmak
ister.
Genç yanlışlığa ve haksızlığa katlanamaz ve gerçekten
asidir.Her gencin tepkisi kendine özgüdür, bazıları çok gürültülü,
bazıları sessiz.Varolana, mevcut olana tepkili olmak ve hatta isyan
etmek genç olmanın özünde vardır.Bu nedenle asi ve tepkili davranışlar
gösteren gençten değil de;asıl, hemen hiçbir şeye tepki göstermeyen
gençten korkmalı ve çevremizdeki bu özellikteki gençler bizleri
düşündürmelidir.Sormak gerekir,sağlıklı olan, var olan gücünü fark
etmemek ve kullanmaktan korkmak mıdır,yoksa varolan gücünü kullanma
cesaretini göstermek midir?Önemli olan varolan gücün, cesaret
gösterilerek yapıcı bir tarzda kullanılmasına fırsat vermektir.
Özellikle kendi akranları arasında değer görmek,beğenilmek,kabul
görmek,fark edilmek bir genç için çok çok önemlidir.Bu nedenledir ki
giyim ve kuşamına karşı akranlarının kayıtsızlığını gören bir genç bunu
günlerce dert edinebilir.Çünkü,bir genç için güzel ve yakışıklı olmak
demek,her şey demektir.Bu nedenledir ki zamanının büyük kısmını ayna
karşısında geçirir ve kişisel bakımına ayırır.Daha güzel giyinmek,daha
güzel görünmek ve daha yakışıklı olmak için neler yapılmaz ki.Oysaki
asıl önemli olan,saygı görmek,saymak;sevmek ve sevilmektir.
Genç
kendisine bir şey olabileceğini ancak,bir şey olduğu zaman tam olarak
fark eder.Ölümün,hastalığın,iflasın,kazanın insanlar için var
olduğunu;bir insan olarak kendi başına da bunların veya kötü bir
şeylerin gelebileceğini düşünemeyebilir.Bu nedenledir ki her an bir
maceraya atılır,çabuk ve abartılı riskleri çok kolay alır.Kendisine ve
başkalarına ciddi zararlar verebilecek tehlikeli ve riskli işleri
yapabilir,hız tutkunu olabilir,tehlikeli işlere kalkışabilir.Adeta, “bana
bir şey olmaz” diyerek,her şeyin hep aynı olacağını ve kalacağını
düşünür.
Gözü karadır ancak,yine de bir taraftan korkar,bir taraftan
heyecanlanır. Hayatı boyunca hiçbir zaman cesaret edemeyeceği bazı
şeyleri bu dönemde yapabilir,deneyebilir..
Sıkça hayatın,dünyanın ve varolan her şeyin anlamını
sorgular.Sorun bu sorgulamadan çok, zamanla genç için,sorguladığı
şeylerin anlamını bulmanın amaç haline dönüşmesidir ki,bu onun için tek
kelime ile bunaltıcı bir durumdur.
Anne ve babalar da, geçip gidenin ve yaşanamamışın bir daha
hiçbir şekilde geri gelemeyecek olmasından mıdır nedir; sık sık
çocukluklarına ve gençliklerine özlem duyarlar.Sıkça “ben senin
yaşındayken…..”diye başlarlar sözlerine ve kendi yaşadıklarını ve
yaşamlarını hatırlatma ihtiyacı duyarlar.Özlem,hüzün,pişmanlık,acı duyma
gibi karışık duygular içinde sesli ya da sessiz şekilde sorarlar ve
sorgularlar geçmişleriyle kıyaslayarak bugünleri:Nerede benim yaşadığım
dönem?Her şey niçin bu kadar değişti?Ben mi değiştim,yoksa dünyamı
değişti? diye.Ancak,sorularına tatmin olacakları bir cevabı çoğunlukla
bulamazlar.
Gerçekte gencin de anne babanın da hedefleri aynıdır: ilerde
dönüp baktığında hüznün, acının,pişmanlığın,incinmişliğin en az
hissedileceği bir gençlik kurulmaya çalışılır. Ama her iki taraf da hep
hata yapar.Zaman zaman yaşanan ve yaşanması da gereken bazı çatışmalar
hem anne ve babayı hem genci olgunlaştırır.Yaşanan kırgınlıklar
unutulur,gerçekten herkes olması gerektiği şekli ve yeri alır.Önemli
olan tıpkı çocukluk ya da yetişkinlik gibi gelip geçici olan bir yaşam
evresinin kendine özgü genel geçer özelliklerinden haberdar olmak ve
olanı olduğu gibi kabullenebilmektir.Unutulmamalıdır
ki,sabır,anlayış,hoşgörü içinde olmak ve karşılıklı saymak ve saygı
görmek,sevmek ve sevildiğini bilmektir.Gerisi teferruattır…
04.05.2008
Uzm.Psk./Pedg. Hüseyin ŞAHİN
|