|
Dengesizlikteki Denge:
Histrionik Kişilik Bozukluğu
Dr. Gül
Çörüş – Klinik Psikolog –
gulcorus@yahoo.com
Hepinize iyiniyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle dövüşemem
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Ben tam kendime göre
Ben tam dünyaya göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız
“Denge”, Turgut Uyar
Akıl
Hastalıklarının Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı, Histrionik Kişilik
Bozukluğunu ilk yetişkinlik döneminde başlayan, duygusallık ve dikkat
çekme odaklı bir problem olarak tanımlar. Kişi, çocukluk dönemi boyunca
dengesiz bir ebeveyn tutumu ile yüzleşmiştir. Aile bir yandan çocuğun
duygusal ihtiyaçlarına karşı duyarsız kalırken, diğer yandan onun
kendini sergilediği kimi davranışları fazlasıyla ödüllendirir.
Yetişkinlik evresinde hangi özelliklerle karakterizedir bu yapı
dersek...
-
Dikkat odağı olamadığı hallerde kendini rahatsız hisseder ve dikkat
çekmeyi temel ilişki kurma biçimi olarak görür
-
Nasıl sosyal bağ kurabileceğini bilemediğinden cezbedici, flörtöz,
provake edici cinsel davranışları benimser
-
Dikkatleri üzerine toplayabilmek için fiziksel görünüşüne, cinsel
cazibe içeren giyimine son derece önem verir
-
Hızla değişen ve yüzeyel yaşanan duygular sergiler
-
Çevresinden sürekli onay bekler; eleştiriye ve redde karşı aşırı
duyarlıdır
-
Hayal kırıklığına tahammülü yoktur; rutin olan herşeyden çok çabuk
sıkılır; başladığı bir işi bitirmeden diğerine atlar
-
Adım atmadan evvel düşünme gereği duymaz; ani kararlar alır
-
Ben
merkezlidir; diğerlerinin ne hissettiği, ne yaşadığı ile pek az
ilgilenir
-
Aşırı vurgulu ancak pek çok önemli detayı atlayan bir konuşma biçimi
vardır
-
Kendisi ile ilgili bilgiyi teatral şekilde dramatize ederek anlatır;
duygularını abartılı bir şekilde ifade eder; ancak, ifade şekli
samimiyetten yoksun bir izlenim uyandırır
-
Telkine yatkındır; diğerlerinden ve çevresel koşullardan kolaylıkla
etkilenir
-
Sosyal ilişkilerini sürdürmekte güçlükler yaşar; diğerlerini
atlatmaya ya da onların gölgesi gibi davranmaya yatkın bir ilişki
biçimi vardır
-
İlişkilerini gerçekte olduğundan çok daha yakın, çok daha özel
algılar
-
Dikkati üzerine çekebilmek için intihar tehditleri savurabilir ya da
intihar girişiminde bulunabilir
Türk
filmlerinin sıklıkla baş kadın karakterlerine yapıştırdığı bu kimlik,
hangi kadını tarif etmektedir tartışılabilir tabii. Sınırlı sayıdaki
örnekten genel olana ulaşmaya çalışmak salt sanat dallarının değil,
bilimin de başındaki problemlerdendir. Tıpkı, Freud’un kadın psikolojisi
üzerine söz söylemekten imtina ederken, kadını fazlasıyla histrionik bir
model dahilinde betimlemiş olması gibi... Peki, nedir bu betimlemenin
özellikleri, biraz da günümüz perspektifinden ele alalım:
·
Yüksek
Düzeyde Nörotisizm:
Endişe,
korku, gerginlik, öfke, keder, ümitsizlik, suçluluk, yeme-içme-para
harmaca gibi dürtülerde kontrolsüzlük; gerçekçi olmayan beklentilerle
ömür geçirme; kendisinden sürekli mükemmeli isteme; bitmek tükenmek
bilmez kötümserlik; temelsiz organik şikayetler; çaresizlik,
diğerlerinin duygusal desteğine ve karar verme gücüne bağımlılık gibi
süregen negatif duygular içinde döner durur.
·
Düşük
Düzeyde Dışadönüklük:
Sosyal
yalıtım, ketlenme ve utangaçlık; kişilerarası ilişkilerde kopukluk ve bu
ilişkileri destekleyememe; duyguların adeta düz bir çizgide seyretmesi;
hayatın çeşnilerinden ve mizahından yoksun kalma; yeterli donanımda olsa
bile hak arayıcı davranışlarda zafiyet gösterme; ayrıca, liderlik
gerektiren hallerden kaçınma içe dönük yapısını çağrıştıran özellikleri
arasındadır.
·
Yüksek
Düzeyde Telkine Açıklık:
Fantazi
ve hayaller ile aşırı meşgul bir zihin; pratik davranmaktan yoksunluk;
tuhaf düşüncelere sahip olma (mesela, hayaletlere, öldükten sonra tekrar
dünyaya geleceğine, uzay cisimlerine inanma); kimlik karmaşası; sürekli
değişen hedefler (mesela, aniden din ya da mezhep değiştirme); gece
kabuslarına ve değişen bilinç hallerine yatkınlık; sosyal alana veya işe
dair ilerlemesini bozacak ölçüde asi ve uygunsuz davranışlar telkine
açık yapısının dıştan gözlemlenebilen özelliklerindendir.
·
Yüksek
Düzeyde Uyguculuk:
Saflık
bu kişilik yapısının önemli özelliklerindendir (kişileri birbirlerinden
ayırd etmeksizin benzer güven ilişkileri kurmaya çalışır). Kendini sınır
koymaksızın ifade ederek birden açılıp, birden kapanabilir. Etraftan
kabul görmek ve önemsenmek adına cömert davranabilir. Böylelikle,
diğerleri ile sağlıklı kuramadığı sosyal bağlarını onarmaya çalışır.
·
Düşük
Düzeyde Vicdani Sorumlukluk:
Entellektüel ve artistik potansiyalini olanın altında değerlendirir.
Yeteneğine göre düşük okul başarısı vardır. Kanun ile başı derde girecek
şekilde kuralları ve sorumlulukları boşlar. Kendini disipline etmede
güçlük çeker (mesela, tıbbi bir zorunluluk dahi olsa, bir diyet ya da
egzersiz programına uymada başarısız kalabilir). Kişisel ilgilerinde ya
da iş alanında amaçsızlık gösterir. Bütün bu özellikleri, temelde,
vicdan duygusunun gelişiminde oluşan ketlenme ile ilgilidir.
Önemsenmediğini, çekici olmadığını, sevilmediğini, ilgi çekecek birisi
olmadığını, terke layık bir kişilik yapısı taşıdığını, kendi çizgisini
takip edecek güçten yoksun bulunduğunu, çaresizliğe, hüsrana ve
adaletsiz davranışlara mahkum kaldığını alttan alta seziyor olması
histrionik yapısını besleyen ana arterdir. Zira, ancak bu yapı, tam
tersi yönde davranmaya onu teşvik ederek ayakta kalmasını sağlayacak
araç görevi üstlenebilir.
Histrionik yapının geçmiş metni üzüntü vericidir. Dünyaya geldiğimiz
anda biyolojik ihtiyaçlarımız kadar önem taşıyan “kendimizi ifade etme
ihtiyacımız”, bu yapıda bloke olmuş, yerini, aile tarafından
ödüllendirilen dramatize etme davranışına bırakmıştır. Bu
dramatizasyonun arkasında da şu inançlar yer eder hale gelir:
·
İlgi
çekici ve heyecan verici birisiyim
·
Mutlu
olabilmem için diğerlerinin dikkatini çekmem gerekir
·
Diğerlerini etkilemedikçe bir şey olamam
·
Diğerlerinin benimle alakadar olmasını sağlayamazsam, beni
sevmeyeceklerdir
·
İsteklerime ulaşmanın biricik yolu diğerlerinin gözünü kamaştırmaktan ve
onları eğlendirmekten geçer
·
Diğerleri bana olumlu bir şekilde yaklaşmazlarsa, onlar işe yaramazın
tekidir
·
İnsanların beni önemsememesi korkunç bir haldir
·
Dikkat
odağı olmalıyım
·
Herşeyin üstüne kafa yoramam, içimden nasıl geliyorsa öyle davranırım
·
İnsanları eğlendirmeyi başarırsam, benim ne kadar zayıf biri olduğumu
farkedemezler
·
Sıkıntıya tahammül edemem
·
Bir
şeyi yapmam gerektiğini hissediyorsam, her ne pahasına olursa olsun onu
yapmalıyım
·
Ne
kadar ilginç davranırsam, insanlar benimle o kadar ilgilenir
·
Hisler
ve sezgiler, akılcı düşünmek ve davranmaktan çok daha önemlidir
Ne
yazık ki, bunca probleme rağmen, histrionik kişilik bozukluğu gösteren
kişi, terapiye gereksinim duyabileceği konusunda fikirbirliği sağlamaz.
Hatta, terapi sürecinin rutin görüşme aralarını da (seans planı) sıkıcı
olarak algıladığından işi büsbütün zorlaştırır. Ancak, bir kayıp ya da
başarısız bir ilişkinin ardından, fazlasıyla depresyona yatkın bir
yanları olduğundan, terapi talebinde bulunabilirler. Terapinin genel
amacı, kişiye düşünce ve davranışlarının ardındaki motivasyonların ya da
korkuların kaynağını gösterebilmektir. Böylelikle, diğerleri ile çok
daha sağlıklı bir ilişki kurabilmesinin de yolu açılmış olur.
Doğanın bana verdiği bu ödülden
Çıldırıp yitmemek için
İki insan gibi kaldım
Birbiriyle konuşan iki insan.
“Başlangıç”, Edip
Cansever
|