Kadının Adı Yoksa…
Dr. Gül Çörüş – Klinik Psikolog – gulcorus@yahoo.com
Onu bağışlayın!
O bazan,
vücudunun kederli bağlantısını
durgun sularda
boş mezarlarla unutuyor
ve aptalca zannediyor ki,
yaşama hakkı var…
Furuğ Ferruhzad
“Biyoloji yazgıdır” der Freud, yaklaşık yüz yıl kadar öncesinde kadın
psikolojisi üzerine çalışmaktan niçin imtina ettiğine söz ararken.
Zamanlar eskimedi, yazık ki…
68’in Çiçek Çocuklarına, hayata yeni “merhaba” diyen bebekler korosu
olarak istemsizce “elveda” demiştik. Ardından, 80’li yılların ikinci
yarısında, YÖK Üniversitesi kapısından içeri adım atan kuşağın genç
kızları olarak, darbeden ziyade, Kadının Adı Yok (Asena, 1987)
ile sarsılmıştı zihinlerimiz. Dünya ahvali yerine, kendi ahvalinin
peşine düşen bir anlayışın ilk dönem temsilcileri olarak, üst
profesyonel kimlik edinme çabamızın bu erken evresinde, fena
yüzleşmiştik kimliksizlik kayıplarımızla. Sade olan karmaşık olanın ön
ve/veya son tasarımıdır. İşte, o sadelik içinde ses bulan kadın tarifi,
birden bire aynalamıştı bizlere bizleri. Ve tabii ki bizler, yüzümüzün
ergen hızında değişen bu hallerine henüz aşina değildik.
O aynalamadan bu zamana neler değişti kadın kimliğinde? Kadın hareketi,
hala benzer sorunlarla uğraşıyor: Aşık olma hakkı, anne olma hakkı,
bebeğini emzirme hakkı, istenmeyen gebeliğe son verme hakkı,
cinselliğine sahip çıkma hakkı, kariyer hakkı, sosyo-ekonomik alanda
varolma hakkı… Öz bir ifadeyle, kadın cinsiyetinin insan olma hakları…
İşte o haklar arasında yankılanan bir ses daha var ki, kadın
cinsiyetinin yalın halinden soluklanan, şiddete “HAYIR!” diyebilme hakkı.
Aileiçi şiddet konusunda yapılan çeşitli uluslararası araştırmalar,
kadınların %10 ila %50’sinin yaşamlarının herhangi bir döneminde eşleri
ya da sevgilileri tarafından fiziksel olarak örselendiğini
göstermektedir. Ülkemiz verilerine göre de, her 3 kadından 1’i, yine
yaşamlarının herhangi bir evresinde, fiziksel şiddete maruz kalmaktadır.
Duygusal ve ekonomik örselemenin sınırları ise bulgular fiziksel şiddet
kadar aşikar olmadığından ve konuya dair araştırma sayısı
yetersizliğinden sağlıklı olarak tespit edilememektedir. Ancak, genel
kanı o ki, her gün azımsanamayacak sayıda kadın şiddet döngüsünün tam da
orta yerinde varolma savaşı vermektedir.
Kadın şiddeti seçer mi? Hayır. Mazohizm (acıdan zevk alma), şiddet
davranışının yaygınlığının aksine, pek az insanın tabiatında yer alan
bir ruhsal bozukluk işaretidir. Eşlerinden dayak yiyen, hakarete ve
zorbaca davranışlara maruz kalan kadınların hiç biri böyle yaşamayı
seçmemiştir. Şiddet ailesi incelendiğinde, aile birliğinin ilk
dönemlerinde bu davranışların birden bire ortaya çıkmadığı görülür.
Ancak, derin ruhsal bağlar kurulmaya başladıkça, şiddet tutumları da
sergilenmeye başlar. Hatta, ilk şiddet atakları kadın için büyük süpriz
olduğundan sıklıkla af edilir. Yaşantılanan fiziksel ve duygusal
incinmeler “geçici” olarak yorumlanır. Oysa, şiddet tutumları zaman
içinde artış gösterir. Bu da şiddete uğrayan kadının duygusal bağlarının
giderek zayıflamasına yol açar. Eşini terk ile daha büyük şiddete maruz
kalmaktan korkan kadın, yıkıcı bir evlilik çıkmazına adeta teslim olur.
Her şiddet atağının ardından gelen balayı dönemleri kadının
gerçekdışı beklentilere kapılarak, mucizevi bir iyileşmeyi hayal ettiği
evreler halini alır. Kadının bu hayale ihtiyacı vardır. Zira, içine
düştüğü tuzağın ekonomik koşulları, sosyal destek alabileceği kurumların
azlığı, çocuklarının akıbetinin bilinmezliği ve kendisini kuşatan zorlu
geleneksel yapı Onu hayal ötesi bir limana sürükler. Sarıp kuşatan,
yayılan, özgür yaşam alanını yok eden, yaşam serüvenini dehşet
senaryoları haline çeviren, basit içgüdülerin erdem yoksunu ürünü şiddet,
açıktır ki, sadece aile özelinin değil, insan olma duyarlığının bir
gereği olarak tüm sosyal düzeneğin sorunudur.
Peki ama neden şiddet? Çünkü öğreniyoruz. Şiddeti öğreten en önemli
kaynak ise şiddet uygulayan kimsenin kendi aile yapısıdır. Araştırmalar
göstermektedir ki, çocukluk ve gençlik dönemlerinde aile içi şiddet
ortamında yetişen bireylerin ilerki yıllarda kendi ailelerinde şiddet
gösterme eğilimleri yükselmektedir. İletişim becerilerinin
yetersizliği, duygu ve düşüncelerin baskıcı yollarla ifade edilmesi,
hatalı namus ve ahlak anlayışları şiddetin başlıca psiko-sosyal
tetikleyicileridir. Ekonomik güçlükler, hayat karşısında üst üste
gelebilen talihsizlikler, gerçek ile bağdaşmayan beklentiler ve kişisel
donanım yetersizliği aile içi şiddetin sosyo-ekonomik kışkırtıcıları
olarak düşünülebilir. Bunların yanı sıra, kişinin gerçeği sağlıklı bir
şekilde değerlendirme yetisini bozan, kişilik bütünlüğünde dağılmaya yol
açan, duygu-düşünce ve davranışlarını normalin dışına çıkaran, iş ve
sosyal uyumunu alt üst eden herhangi bir akıl hastalığı öyküsünün
varlığı ya da benzeri sorunlara yol açan alkol ve madde bağımlılığının
mevcudiyeti şiddetin önemli ruhsal dinamiklerindendir.
Aile içi şiddete maruz kalan kadınların önemli psikolojik sorunlar
yaşadıkları bilinmektedir: İlk dönemlerde yaşantılanan donup kalma hissi
(şok), ardından çevresindekilere -özellikle de çocuklarına karşı-
kendisinin şiddet tepkileri vermesi, sosyal yaşamdan uzaklaşma, içe
kapanma, derin depresyon, öz-güven yitimi, kendini suçlama eğilimi,
artmış endişe ve korku hali, madde kullanımı, intihar düşünceleri ve tüm
bu hislerden doğru öğrendiği çaresizlik döngüsü…
O halde, şiddetin mağduru olan kadının bir çıkış yolu var mıdır? Yalnız
başına zor. Ancak, sistemli bir sosyal mücadele ile “şiddet”, aile içi
mesele olmaktan çıkıp, toplumsal olarak paylaşılan, yasal düzenlemeler
ile etkin caydırıcılık sağlanabilen, fiziksel-ruhsal sağlık desteği ve
sığınma evleri ile kadına yaşam alanı sunan, medyanın tetikleyiciliğine
karşı duyarlı kalınan, öz bir ifadeyle, çözümü mümkün olan bir problem
haline dönüşebilir. Aksi halde, post-modern zamanların ilkel bir
davranış biçimi olarak sıradan hale gelen şiddet, yazık ki,
çocuklarımıza bırakmakta olduğumuz tehlikeli bir mirastır.
inanalım
inanalım soğuk mevsimin başlangıcına
bozgununa inanalım hayalgücü bahçelerinin
terkedilmiş, düşmüş oraklara
ve tutsak tohumlara.
bak nasıl kar yağıyor!
inanalım
soğuk mevsimin başlangıcına
Furuğ Ferruhzad |